15 Temmuz unutulmaz ve NATO toplantısı

Abone Ol

15 Temmuz 2016 gecesi. Evveli asrın ihaneti, sonu asrın zaferi olan gece…

Başlangıcı zifiri karanlık, sonu apaydınlık olan gece…

Öncesi ruhlarda kasavet oluşturan, nihayeti gönüllerde ferahlık oluşturan en uzun gece…

Türkiye Cumhuriyeti döneminde gerçekleştirilen en kanlı darbe girişimine karşı milletimizin destanlar yazdığı gece…

Benim ve benim gibi Milli Görüşle yoğrulup gelenlerin nasıl bir hain olduklarını bildiği ve yıllardır karşı olduğu FETÖ grubunun, güzel ülkemizi dış güçlere peşkeş çekmek amacıyla kalkıştığı o ihanet gecesi…

Bu ihanet örgütünün; Dinler arası diyalog, Abant toplantıları, İsrail ile olan yakınlıkları, TV’lerindeki ihanet kokan diziler, Türkçe olimpiyatları adı altında insanımızı büyülemesi gibi her türlü icraatları hakkında 1991 yılından itibaren yıllarca yazılar yazdım, tehditler aldım.

Allah’a şükürler olsun ki gerek siyonizmin kölesi olan bu gruba ve bunların başındaki hain başına, gerek yine aynı dış güçlere bağlı gerçekte mason ve İsrail uşağı olan Adnan Oktar mehdi bozuntusuna gerekse kökü dışarıda olan, Allah ve Rasûlünün yolundan sapmış ve bu değerlerimizi istismar eden her türlü oluşumlara zerre-i miktar muhabbet duymadığımız gibi net bir şekilde karşı duruş sergiledik.

Bunun için Rabbime ne kadar şükretsem azdır. Bu net duruşumuz ve dosdoğru yolda yetişmemiz için merhum Erbakan Hocamızın ve merhum babacığım Veyis Ersöz’ün üzerimde büyük katkıları, gayretleri ve emekleri var. Allah mekânlarını cennet eylesin.

28 Şubat ve 15 Temmuz gibi milletimizin değerlerini yok edip, Türkiye’mizi dış güçlere teslim etme planları işte bu FETÖ ve Adnan Oktar gibi köleler, siyonizmin uşakları eliyle sahneye konmaktadır. Bunları ve bundan sonra ortaya çıkacakları iyi tanımak, iyi bilmek ve ölçülerimize iyi sahip olmak gerekir. Zira bunların tamamı aynı dış güçlere bağlı piyonlardır.

15 Temmuz’daki darbe girişimi FETÖ’ nün tek ihaneti değildi. 28 Şubat post modern darbesinde bunların parmağı olduğunu, Gezi Parkı olaylarının bunların tezgâhı olduğunu, 17-25 Aralık operasyonlarını bunların planladığını, MİT Tırlarının durdurulma, aranma ve uluslararası arenada Türkiye’nin suçlu gösterilmesini, Türkiye ile Rusya arasında savaşın başlatılması amacıyla Rus uçağının bunlar tarafından düşürüldüğünü, bütün bu olayların bunlar tarafından tasarlanan bir düzen, bir plan ve bir ihanet olduğunu artık milletimiz çok iyi biliyor.

Terör grupları içindeki devletimizin ajanları veya istihbarat görevlilerinin isimleri, FETÖ’ ye bağlı elemanlar tarafından terör örgütüne bildirilerek hepsinin infaz edilmesinin sağlandığını, terörle mücadele eden askerlerimizin bombalı tuzakların bulunduğu yerlere bile bile gönderilerek kırdırıldığını unutmadık.

15 Temmuz darbe girişiminden hemen önce de, Hatay – Suriye sınırındaki askeri birliklerimiz FETÖ’ye bağlı generaller tarafından çekilerek, sınırlarımız açık hale getirilmişti. Bu ne demek? Darbe girişimi başarılı olmuş olsa idi terör örgütleri bütün güçleriyle ülkemize girecekti Böylece işgal sağlanacak ve ortak katliam başlatılacaktı.

Onun için diyoruz ki 15 Temmuz sadece bir darbe değil bunun da ilerisinde Türkiye’nin işgal girişimiydi. Bütün darbe ve işgal girişimlerinin arkasında, bu ihanet örgütlerini kullanan müttefik görünen büyük şeytan var.

Vay güzel ülkem vay… Seni dibi görünmeyen uçurumun kenarından döndüren ve korkunç karanlıklardan kurtaran Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Millet olarak çok zor bir imtihandan başarıyla geçtik.

Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Meclis Başkanımız, Bakanlarımız, Sivil Toplum Kuruluşları, polisimiz, darbeye karşı duran gerçek askerimiz ve şanlı milletimizin her bir ferdi hepsi birer kahraman, hepsi birer yiğit, hepsi birer Alparslan, hepsi birer Ulubatlı Hasan, hepsi birer Fatih oldu Elhamdülillah…

Peygamber övgüsüne nail olan Fatih’in ve ordusunun torunu olan bu milletle ne kadar iftihar etsek azdır. Dünya üzerinde böyle bir millet bulamazsınız.

Yaşantısı tam istenilen seviyede olmasa bile, vatan söz konusu olunca, namus söz konusu olunca, bayrak söz konusu olunca, din söz konusu olunca kükreyen ve bir anda dalga dalga ayağa kalkan bu şanlı millet, İslâm âleminin lideri konumundadır.

Millet iradesine ipotek koymak isteyen karanlık zihniyete karşı, milletimizin zafere eriştiği gecenin onuncu yıldönümündeyiz.

15 Temmuz akşamı milletin iradesine tasallut edilmiş karanlık bir gece iken, 16 Temmuz sabahını Milli İrade Zaferine tebdil eyleyen, 15 Temmuz’un karanlık gecesini, 16 Temmuz’un nurlu sabahına dönüştüren Rabbimize sonsuz şükürler olsun.

O gece, Allah, bu milletin her bir ferdinden ölüm korkusunu kaldırdı. Rabbimiz ölümü öyle güzel gösterdi ki herkes ölüme koşarak gitti.

Yaşadığımız şerden büyük hayırlar doğdu. Yeniden bütünleştik, kardeş olduğumuzun farkına vardık. Bedenlerimizle birlikte yüreklerimiz de birleşti.

Tanklara ve savaş uçaklarına ölümüne karşı durmak her yiğidin harcı değil.

O gece dünya, destanlaşan bir lider ve bir destan daha yazan şanlı bir millet gördü. Başkomutanın ve milletimizin basireti ve cesareti ile büyük bir tehlike atlatıldı o gece…

Güzel ülkemin tüm güzel insanları canları pahasına darbeye, hain darbecilere geçit vermedi. “Çanakkale Geçilmez” ruhu bir kere daha yaşandı.

Bu şanlı millet kıyama kalkarak o gece bir değil binlerce destan yazmış, Asım’ın nesli olduğunu, namusunu, vatanını, bayrağını çiğnetmeyeceğini dünya âleme göstermiştir.

Ayrıca FETÖ’nün içyüzünü göremeyen ahmaklar da bunların ne büyük bela ve dış güçlerin maşası olduklarını görmüş oldular.

Milli irade nöbetlerini de unutamayız. Heyecandan, Vatan aşkından hiçbir şey kaybetmeden tam 27 gün boyunca akşamdan sabaha kadar devam eden nöbetler…

Söz konusu Vatan olunca, değil 27 gün yıllarca yorgunluğa ve uykusuzluğa rağmen milli irade nöbetlerine devam eder bu millet…

Biz de hiç aksatmadan her gün sabaha kadar milli irade nöbetinde idik. Mevlâna meydanında iki ayrı konuşma yapmış, heyecanlı konuşmalarım ve şiirlerimle on binleri coşturmaya çalışmıştım. Daha sonra yayımladığım FETÖ’NÜN İÇYÜZÜ isimli kitabımda da bu ihanet şebekesinin nereden nereye nasıl geldiğini, kimlerle irtibat halinde olduklarını anlattım. Sonsuza kadar var ol, bahtiyar ol Türkiye’m…

Daha fazla bir şey yazmaya gerek duymadan bir başka konuya geçiyorum.

*** *** ***

Geçtiğimiz günlerde ülkemizde NATO toplantısı yapıldı. Bazı kişiler bu toplantının ülkemizde yapılmasına ve bilhassa ABD Başkanı Trump’ın ağırlanmasına tepki gösterdi.

Türkiye 74 yıl önce 1952 yılında NATO'ya üye olmuş. Üye olmakla da NATO'nun bütün şartlarına uyacağına dair taahhütte bulunmuş oluyor.

Ülkemizde son yapılan toplantı 36. NATO toplantısıdır. 2021 yılına kadar 2 veya 3 yılda bir NATO toplantısı yapılırken 2021 yılından itibaren her yıl yapılmış. Her yapılan NATO toplantısı, NATO üyesi bir ülkede yapılıyor. NATO Genel Sekreteri, NATO üyesi ülkelerle görüşerek toplantının hangi tarihte yapılacağını belirliyor. NATO üyesi bir ülke, 'Ben ülkemde toplantı yapılmasını istemiyorum' diyemez. Bu, NATO şartlarına aykırı oluyor. NATO üyesi iseniz mecburen ülkenizde toplantı yapılmasını kabul edeceksiniz. Tabi ki toplantı tarihini NATO Genel Sekreteri ile birlikte belirleyerek…

Durum böyle iken bazılarının 'Bunların ülkemizde ne işi var?' Diye bağırıp çağırmaları anlamsız oluyor. Uluslararası ilişkiler sizin isteğiniz doğrultuda olmaz. Bu ilişkilerde tüm ülkelerin kabul ettiği uluslararası teamüller geçerlidir. İster istemez bu teamüllere uymanız gerekir. Buna rağmen Cumhurbaşkanımızın uzun süredir yaptığı Devlet Başkanlığı tecrübesi sayesinde mehterimiz başta olmak üzere tarihi geleneklerimizin en güzel şekilde sergilenmesi ile millet olarak gururlandık.

Bir de ABD Başkanı Trump'a gösterilen ilgi bazılarını rahatsız etti. Bu durum beni ve benim gibi Milli Görüş geleneğinden gelenleri de rahatsız etti ama bir yerde buna mecburduk. Zira ABD'den alacaklarımız var. Başta F35 ler olmak üzere almamız gerekenleri koparabilmek için bu ilgiyi göstermek zorunda kaldık.

Köprüden geçene kadar bu mecburen böyle olacak. Son yıllarda çok büyük gelişme gösteren savunma sanayimizin istediğimiz düzeye gelmesi gerekir. Bu konuda uçak motorları gibi bazı eksiklerimiz var. Bu eksiklerimizi kendimiz giderinceye kadar bu adamlardan bunları koparmak için gönül istemese de bu ilgiyi göstermek zorunda kalıyoruz. Beş yıla daha ihtiyacımız var. Ondan sonra hiç kimseye ihtiyacımız kalmayacak Allah'ın izniyle... Onun için önümüzdeki 5 yıl daha Cumhurbaşkanımızın önderliğinde geçirilmesi gerekir. Aksi halde sıfırdan yüzde 90 lara çıkan milli savunma sanayimiz aksarsa ülkemizin ayakta kalması mümkün olmaz. Vatan yoksa hiçbir şeyimiz yok demektir. Önce vatan… Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.