banner5

‘Savaş yok, zulüm var!’

Kısa bir süre önce Konya’daki hayırseverlerin yardımlarını İdlib’e ulaştıran ve yerinde inceleme yapma fırsatı bulan Hayra Koşanlar Derneği yöneticisi Kasım Okur, İdlib izlenimlerini Konya Yenigün Gazetesi okurlarıyla paylaştı

‘Savaş yok, zulüm var!’

Kısa bir süre önce Konya’daki hayırseverlerin yardımlarını İdlib’e ulaştıran ve yerinde inceleme yapma fırsatı bulan Hayra Koşanlar Derneği yöneticisi Kasım Okur, İdlib izlenimlerini Konya Yenigün Gazetesi okurlarıyla paylaştı

10 Şubat 2020 Pazartesi 18:11
‘Savaş yok, zulüm var!’

Sosyal medyada başlayıp dernek haline gelen Hayra Koşanlar Derneği İdlib’e son bir ayda 7 TIR yardım malzemesi götürdü. İdlib’teki izlenimlerini gazetemize anlatan dernek yöneticisi Kasım Okur, bölgede savaş yok, zulüm var diyerek kadınların Türkiye’ye bizi kurtarın diye yalvardığını anlattı. İşte Kasım Okur’un okurken gözyaşını tutamayacağınız Suriye izlenimleri…

-Suriye’ye kaç TIR yardım malzemesi gönderdiniz?

Son bir ay içerisinde 7 tır götürerek oradaki insanlara destek olduk. Sosyal medya üzerinden Hayra Koşanlar Grubu olarak kampanya başlattık ve bir günde 6 TIR yardım malzemesi toplandı. Kadınlar ve özellikle çocukların ihtiyaçları olabilecek bütün malzemeleri toplayarak 1 ay içerisinde 7 TIR yardım malzemesini bölgeye teslim ettik.

-Organizeyi tamamen sosyal medya üzerinden mi yapıyorsunuz?

Hiçbir şekilde kimseden nakdi yardım almadan tamamen sosyal medyadan organize ettiğimiz bu yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık. Kimisi 5 kilo bulgur, kimi 3 kilo nohut, kimi 10 kilo et, kimi 30 battaniye  gibi malzemeleri toplanma alanımıza getirerek bu yardımları bir araya getirdik.

-İhtiyaçları neye göre belirliyorsunuz?

Acil ihtiyaçları orada ortak çalıştığımızı ve tamamen devletin belirlediği uluslararası yardım kuruluşu olan ‘Beklenen Uluslararası Yardım Derneği’ adında bir STK ile ortak hareket ederek belirliyoruz. Onlar tamamen orada çalışıyorlar ve ihtiyaç sahibinin önceliğine göre hareket ediyorlar.

-Yardım TIR’ında hangi malzemeler vardı?

Özellikle çadır kurabilmeleri için çadır malzemeleri vardı. Kuru bakliyat, hazır kumanyalar, battaniye, minder, ayakkabı elbise yani bir insanın ihtiyacı olabilecek her şey yardım tırında yer aldı.

-Orada nasıl bir hayat var, gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

Oralar anlatılmaz. Öncelikle şunu söylemem lazım ki; Her Müslüman erkeğin oraları mutlaka ama mutlaka görmesi gerekir. Orada yaşam medya özellikle sosyal medyada gösterildiği gibi değil. Daha kötü şartların olduğuna bizzat şahit oldum. Orada yokluktan daha ötesi çaresizlik var. Yokluk olabilir, insan sıkıntıya düşebilir ama çaresizlik, belirsizlik ve umutsuzluk en kötüsü. Orada çaresizlik var, umutsuz ve belirsizlik var.  Düşünün ve empati yapın. Bir aile babasısınız. Bir kentte yaşıyorsunuz. Birileri geliyor evinizi bombalıyor. Orayı terk etmek zorunda kalıyorsunuz ama nereye gideceğiniz de belli değil. İç savaş başlayalı 8 yıl olmuş. Bu 8 yılda her şeyini kaybetmişsin. İş yok. Bütün birikimin gitmiş ve yarının da hiç belli değil. Evinden çıkmışlar nereye gideceklerini bilmeden kaçıyorlar. Aracı olanlar aracıyla, olmayanlar ise araç kiralayarak ki araç kiralamak da çok büyük para olmuş kaçmak zorunda kalmışlar. Hem de bilinmez bir yere. Bu çaresizlik içinde hayatta kalmaya çalışıyorlar.

-Nerelere kaçıyorlar?

Afrin bölgesi, Azez, Cerablus gibi bölgelere kaçıyorlar ve tek dertleri hayatta kalabilmek. Boş buldukları evlere, çadırlara ya da sığınaklara yerleşiyorlar. Ya da bizim verdiğimiz çadırlara yerleşmeye çalışıyorlar. Bütün dünyalarını bir araca yüklemişler ve bir meçhule doğru gidiyorlar. O görüntüye şahit oldum ve inanın mahşer görüntüsü gibi. “Şu memlekette bir akrabamız var oraya gidelim” gibi bir amaç da yok çünkü ülke bitmiş. Bilmem kaç milyonluk bir ülke yok olmuş. Bombalanmış, yağmalanmış, yok olmuş. Hiç kimsenin kimseye faydası yok. Evin bodrumunu düşünün 300 metrekarelik bir alanda 6’şar metrekarelik alanda bir aile yaşıyor. 6 metrekarelik alan bulan, iki battaniye ve kilim bulanlar çok şanslı. Elektrik yok, su yok, tuvalet yok, yarına dair hiçbir iş umudu yok. Yapacağı hiçbir şey de yok. Bugün biz memleket değiştirmek zorunda kalsak Ankara’ya gitsek alışmamız iki gün sürer. Bir düzen var iş buluruz, çalışırız. Sabah kalktık program yapıyoruz ve mihmandara soruyoruz; Bugün nereye gideceğiz?  “Mültecilere gideceğiz” diyor. Mülteci kim? Adam kendi memleketinde mülteci haline gelmiş. İdlib’den Afrin’e geldiği için mülteci olmuş.

-Türkiye’de bir Suriyeli algısı var. “Burada kalacaklarına ülkelerine gitsin savaşsınlar” diyorlar. Siz ne diyorsunuz?

Suriyelilere karşı açıkçası kin besleyen bazı insanlar  var. Öncelikle şunu söyleyeyim; Biz Suriyelilere engelli ve sakatlık durumu olmadığı sürece yardım etmiyoruz. Ama oradaki insanların böyle bir durumu yok. Oradaki insanlar vatanlarını terk etmemişler. Orada savaş yok. Orada zulüm var. İnsan bunlar kardeşim. Hayatta kalmak için mücadele ediyorlar. Tekrar söylüyorum; Savaş yok zulüm var.

-Orada hangi ülkeler var?

Orada Rus var, Esed var, YPG var, IŞID var, ABD var. Var oğlu var. Karşında bir düşman yok. Düşman kim belli değil. Karşında bir düşman olsa kanının son damlasına kadar savaşırsın. Ya ölürsün ya da öldürülürsün ama orada düşman kim belli değil. Orada savaş değil zulüm var.

-Siz orada yardımları neye göre dağıttınız?

Orada öncelikle birlikte çalıştığımız bir STK gideceğimiz yerleri belirliyor. Oraya varınca depomuz var. Tek tek çadırları gezerek belirlenen liste ve ihtiyaçlara göre dağıtımlarımızı yapıyoruz.-

- Bizimle paylaşabileceğiniz ilginç fotoğraf var mı aklınızda?

Dağıtımlarımızı yaptık, kaldığımız karargâha geldik. Dediler ki; iki tane aile yeni gelmiş ve ihtiyaçları var. Gittik baktık, iki tane halı sermişler. Birine ailenin birisi diğerine de diğer aile oturmuş açıkta bekliyorlar. Bir nakliye aracı getirmiş oraya atmış gitmiş. Biz hemen organize olduk, çadırları kurduk aileleri yerleştirdik. O çadırlar onlar için dünyalara bedel. Onlar için o çadırlar saraydır.

-Oradaki insanların Türkiye’ye yaklaşımları nasıl?

Diyorlar ki; Ben, benim peygamberim gibi karnıma taş bağlarım, otururum. Allah rızası için Türkiye  bizi bu zulümden kurtarsın Bir kadın yetişkin 3 tane evladını kaybetmiş. Bir tane evladı kalmış onu kaybetmemek için çıkmış gelmiş İdlib’e. 80 yaşında bir kadın. O acının tarifi yok. “Allah rızası için bize gıda vermeyin” diyor. “Türkiye Cumhuriyeti’ne sesleniyorum; Bizi bu zulümden kurtarın.”

- Şu anda orada yardım faaliyeti yapan başka ülkeler de var mı?

Şu anda orada en aktif çalışan Türkiye ve hiçbir Arap ülkesi çalışma yapmıyor. Halbuki orada olan mağdurlar Arap ama hiçbir Arap ülkesi yardım etmiyor. Çok büyük çadır kentler var. Tam 2,5 milyon insan çadır kentlerde yaşıyor. Hiçbir işleri yok, gelirleri yok ve bu 5,5 milyon insanı üç öğün doyurmak zorundasın. Üretim yok, elektrik yok, iş yok. Bu çok büyük bir külfet, maddi anlamda getirisi olmayan bir külfet. Her ülkenin dayanamayacağı bir külfet. Hamdolsun ki ülkemiz çeşitli kurumlar aracılığıyla burada yardımlar yapıyor, insanlığımızı orada gösteriyor. Türkiye’nin çeşitli kurumları aracılığıyla okullar bile kurmuşlar.

-Esed ile ilgili ne düşünüyorlar?

Sabah kalkıp beddua ediyor, öğlen beddua, akşam beddua…

-Türkiye’nin orada ne işi var diyenlere mesajınız var mı?

Özellikle şehit haberleri gelince burada “Suriyeliler gitsin savaşsın” diyorlar. Çok affedersiniz bu iyi bir yaklaşım değil. Rusya’nın ne işi var? Sınırı değil, dindaşı değil, ırkdaşı değil. ABD’nin ne işi var? Çin’in ne işi var? Onların ne işi varsa Türkiye’nin de o işi var.

-Neden Elazığ’a değil de İdlib’e yardım götürdünüz?

Hayra Koşanlar olarak deprem olur olmaz biz AFAD ile iletişime geçtik. Şu anda Elazığ ve Malatya için yapacağımız ne var? diye sorduk. Onlar dedi ki; Yapacağınız hiçbir şey yok. Devlet buradaki bütün ihtiyaçları gidermiş durumda. Bundan sonra da giderecek durumda. Sizin getireceğiniz malzemeler büyük ihtimal burada yağmaya uğrayacak, ya depoya atılacak ya da depoya atılacak. Kısacası heder olacak. Çünkü bunu sosyal medyadan da gördük. Kim, ne alıyor belli değil. Yardım düzensiz yapılmaz. AFAD bize ihtiyacımız yok dedi biz de gitmedik. Öte yandan Suriye organizasyonumuz zaten önceden planlanmıştı. Bir de özellikle sosyal medyadan çalışan yardım kuruluşları insanların acılarını kendi menfaatlerine çevirmek için çok şeyler yapıyorlar. “Biz oraya gittik” diyerek yayın yapan insanlar var. İnsanların acısı üzerinden menfaat sağlayanlar var. Biz bu konuda çok hassasız.

HAYRA KOŞANLAR DERNEĞİ HAKKINDA

Facebook’ta bulunan ‘Hayra Koşanlar’ isimli grup 100 binin üzerinde üyesiyle iyiliği sanaldan reele taşıyor. Topluluk, faaliyetlerinin büyümesi nedeniyle dernekleşme kararı aldı. Çalışmalarını bundan sonra  Hayra Koşanlar Derneği (HAYRDER) çatısı altında devam ettiren topluluk, sosyal medya üzerinden organize olarak ihtiyaç sahiplerine çok hızlı dönüş yapması ile de Türkiye’de ilk olma özelliğini taşıyor. Sloganına da ‘İyilik Bulaşıcıdır’ olarak belirleyen Hayra Koşanlar Derneği sosyal medyada her gün biraz daha büyüyor.

MEHMET ALİ ELMACI

Son Güncelleme: 11.02.2020 00:13
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.