banner5

 ‘Uydurma ezan okumam’

Hafız İsmail Zekâi Sarsılmaz Efendi; İlim ve irfanıyla örnek bir şahsiyet. 1932 yılında ezanın Türkçe okunması üzerine, “Uydurma ezan okumam” diyerek terk-i diyar etti. Kıbrıs ve Medine’de bulundu, ezanın Türkçe okunmaya başlaması ile 1954 yılında yurda döndü.  Mütevazi bir hayat yaşamış, ahlak ve dürüstlükten ödün vermemiştir 

 ‘Uydurma ezan okumam’

Hafız İsmail Zekâi Sarsılmaz Efendi; İlim ve irfanıyla örnek bir şahsiyet. 1932 yılında ezanın Türkçe okunması üzerine, “Uydurma ezan okumam” diyerek terk-i diyar etti. Kıbrıs ve Medine’de bulundu, ezanın Türkçe okunmaya başlaması ile 1954 yılında yurda döndü.  Mütevazi bir hayat yaşamış, ahlak ve dürüstlükten ödün vermemiştir 

26 Mayıs 2019 Pazar 14:58
 ‘Uydurma ezan okumam’

Konya’nın önemli âlimlerinden biri de Hafız Zekâi Sarsılmaz Efendi’dir. Esas ismi İsmail Zekai’dir ve aslen Konyalıdır. İlköğrenimini ve hafızlığını Konya’da tamamlamış, ezanın Türkçe okumasına tepki göstererek Kıbrıs’a gitmiş, 18 yıl kadar Suûdî Arabistan'da müderrislik yapmış ve ezanın yeninden aslı gibi okunmasından sonra yurda dönmüş bir âlim.  Sohbetleri, muhabbeti ve ilmi kişiliği ile herkesi kendine hayran bırakan Hafız İsmail Zekâi Sarsılmaz Efendi, Konya, Karatay ilçesi, Aziziye Mahallesi, 151 cilt, 155 hane nüfusunda kayıtlı olup, 01.07.1897 tarihinde Kastamonu’da doğmuştur. Babası Mustafa Efendi, annesi Zeliha Hanım’dır.  

Aslen Konyalı olan Hafız Zekâi Sarsılmaz Efendi, ilköğrenimini Akifpaşa Mektebi’nde merhum Aladağlı Tevfik Efendi’de yaptı. O dönemde Aziziye Camii’nin imam ve hatibi olan ve Sarı Hafız adıyla ünlü Ahmet Efendi’den de ders aldı ve 13 yaşlarında iken hafız oldu. Bundan sonra Islah-ı Medaris’e girerek Zeynel Abidin Efendi, Rıfat Efendi, Ahmet Ziya Efendi, Hasan Kudsi Efendi ve Ali Kudsi Efendi’den okudu. Konya Islah-ı Medaris'in Mescidi’nde görev olarak üç yıl burada müezzinlik yaptı. Islah-ı Medaris 1917’de kapanınca Konya Dârü’l-Hilafe Medresesi’ne girerek buradan mezun oldu. Milli Mücadele yıllarında askerliğini Antalya'da Çavuş olarak yaptı. Ezanın Türkçe okunması üzerine 1932 yılında başladığı hicret yolculuğunu  sonlandırarak 1955 yılında Türkiye’ye dönen  Zekâi Efendi, Ankara Hacı Bayram Veli Camii İmamlığı’na getirildi. 1973 yılına kadar bu görevde kaldı ve buradan emekli oldu.

Konya’da bulunduğu süre içinde de halka kendini hayran bıraktı. Aziziye Camii’nde müezzinlik ve imamlık yaptığı dönemde sesinin güzel oluşu nedeniyle okuduğu ezanı dinlemek isteyenler minarelerin altına toplanmış, esnaf dükkanın önüne çıkmıştır. 

Ramazanlarda, bayram günlerinin seher vakitlerinde okuduğu naat, ilahi, sala ve ezanla Konya halkını vecd ve istiğraka boğmuş, coşkun mizacı, bıkmak, usanmak bilmeyen okuma aşkı ve yeteneği kendisini herkese sevdirmiştir.

Zekâi Efendi, cüzdanın içinde devamlı bir “Hiç” yazısı bulundurmuş, kim olduğunu soranlara yazıyı göstererek “Hiç” dermiş. Bu onun lakabı ve imzası gibi olmuştur. Misafir olduğu evlerde bir vesile ile pencere kenarına, kapı pervazına, ya da duvarın uygun bir yerine hatıra olarak bir ayet, bir hadis veya Arapça, Osmanlıca bir ibare, bir beyit yazar, altına Hiç diye imza atar ve tarihi de ayı günüyle kaydetmiştir. Genelde de, "Dünya hayatı bir saatten ibarettir, onu ibadetle geçir" anlamına gelen Arapça ibareyi yazmıştır.  Oldukça mütevazi bir hayat yaşamış, müezzinlik, imamlık yaptığı dönemde okutulan mevlid-i şeriflerden, hatimlerden, cenaze namazlarından hiçbir şekilde ücret almamış, dürüstlükten, ahlaktan, cömertlikten, güzel davranıştan, sevgiden taviz vermemiştir. Gittiği mevlitlere öğrencilerini götürmüş, aldığı paranın üstüne kendisi de ekleme yaparak, “Bunlar fidanlar, yetişecekler” dediği öğrencilerine dağıtmıştır. Mevlidi büyük bir coşku içinde okumuş, herkesi ağlatmıştır. Hatta muhtaç olanlara, memleketine dönüş parası bulunmayanlara da sayısız yardımlarda bulunmuş, gönülleri fethetmiştir. 

Bu nedenle Hacı Bayram Veli Camii’nde görev yaparken cenaze sahipleri cenazelerinin hocanın camide bulunduğu gün ve vakitlerde kaldırılmasını istemiştir. Aynı şekilde birçok kişi de cenaze namazlarının hoca tarafından kıldırılmasını vasiyet etmiştir. Bunun nedeni ise cenaze namazını en güzel şekilde kıldırması olmuştur. Bayrak şiiriyle ölümsüzleşen Arif Nihat Asya dahi vefatından sonra cenazesinin Hafız Zekâi Sarsılmaz Efendi tarafından kıldırılmasını istediğini Namaz şiiriyle şu şekilde belirtmiştir; 

Hacı Bayram Camii imamı Zekâi Sarsılmaz'a

Senin kalan ömrün, belki daha çok, belki az;

Benimki - olsa olsa - üç dört yıldır!

Ama, acele etme hocam, bekle de

Namazımı sen kıldır!

“UYDURMA EZAN OKUMAM” DEDİ, HİCRET ETTİ

“Türkçe Ezan okumayacağım” diye nice kaliteli insanlar müezzinlik görevini bırakmışlar ve bazıları da başka diyarlara hicret etmişlerdir. Konyalı Hacıbayram Camii Baş İmamı Hafız Zekâî Sarsılmaz Efendi bunlardan biridir.

Konya’nın manevi şahsiyetlerinden Ali Ulvi Kurucu, hatıralarında Hafız Zekai’nin Konya’dan ayrılmadan önce kendilerine geldiğini ve niçin terk-i diyar edeceğini şu şekilde anlattığını aktarmıştır;  “1932 senesindeydi. Zekai Efendi bize geldi. Dedem (Hacı Veyis Efendi), amcam (Hacı Veyiszade Mustafa Efendi) ve babam (İbrahim Efendi) vardı. Zekai Hoca üçünün de talebesi idi: 

-Efendim belki işitmemişsinizdir. Benim kulağıma geldi, yakınlarda ezan değişecekmiş. Bendeniz ezanı bir ilahi emir olarak telakki ediyorum. Malum alileri gerçi Peygamber Efendimize vahiyle gelmedi. Fakat sahabe-i kirama bildirildi. Ve Peygamber-i Zişan bu emri takrir buyurdular. Kabul ettiler: “bunu tatbik edelim” dediler. Malumu fazılaneleri takrirde vahyin bir kısmıdır. Binaenaleyh bu muhalefete benim gönlüm razı olmuyor. Terk-i diyar edeceğim, muhacir olacağım. İnşallah ezan aslına dönünceye kadar da dönmeyeceğim. Uydurma ezan okumamaya yemin ettim. Allah’tan bunu diledim. Efendim vedaya geldim” 

Konya’dan ayrıldıktan sonra önce Kıbrıs’a gitti. Orada Lala Mustafa Paşa Camii ile Lefkoşa Sarayönü ve Selimiye Cami’lerinde müezzinlik yaptı. Perşembe günleri Nihavend makamında ikindi ezanı okumuş, ezan okuduğunda Kıbrıslı Rumlar bile hürmeten kahvehanelerden dışarı çıkmış ve ezanı ayakta bitene kadar dinlemişlerdir. 

Kıbrıs’ta üç sene zor şartlar altında kalan Hafız Zekai Efendi, Medine’ye gitmeye karar verir. Türkiye’ye dönmeyi düşünmez çünkü ezan Türkçe okunmaya devam etmektedir. Durum hanımına açar ancak o Türkiye’ye dönmek ister ve Medine’ye gitmez. Medine’de bulunduğu süre içinde defalarca çağırdığı halde hanımı gelmez, hatta halkın kendisini çok özlediğini belirterek kendisinin Konya’ya gelmesini ister. 15 yıl Medine’de Medresetü’n-Nücah’ta Kuran-ı Kerim öğretmenliği, daha sonra Bab-ı Cibrile nakledilerek dini ilimler, Kuran-ı Kerim ve musiki öğretmenliği yapmıştır.

Medine’de güzel intibalar bırakmıştır. Mescid- i Nebevi’nin son Türk müezzini olma şerefine nail olmuştur. Av. Zekai Gül, “Peygamberimizin Gölgesinde Son Türklerdi” köşe yazısında bu konuyla ilgili hatırasını şu şekilde anlatmaktadır; “Mescid-i Nebeviye gittiğimde daha önce kendisiyle Yalova’da tanıştığım aslen Suriyeli olan ve şuan Pakistan’da İslamad’ta bulunan Muhammed Bişarış Şatır ile karşılaştım. Muhammed, Mescid-i Nebevi’de bir ders halkasına oturmuş, Kur’an dinliyordu. Bana oturmamı söyledi. Halkanın başında bulunan Profesöre beni takdim etti; ‘Arkadaşım Zekai Gül, Medine İslam Üniversitesinde öğrenci, Türk’ dedi. Şu an ismini hatırlayamadığım, ancak Melik Abdülaziz Üniversitesi Terbiye Fakültesinde (Eğitim Fakültesinde) Dekanlık yapan Profesör; ‘Biliyor musun Zekai, Mescid- i Nebevi’nin Hanefi Fıkhına göre en son Türk Müezzinin ismi de Zekai’ydi’ dedi. Ben bu küçük bilgi ile o kadar onurlanmış ve de gururlanmıştım ki, anlatamam… Daha sonra öğrendiğime göre, Sayın Dekanın bana anlattığı bu şahıs Ezan aşığı Hafız İsmail Zekai Sarsılmaz idi.”

Aradan 18 yıl geçer. 1950 seçimleri sonrası Demokrat Parti Genel Başkanı Adnan Menderes Başbakanlığı’nda tek parti dönemi sona erer. İlk icraat olarak ise Ezan’ın yeniden aslı gibi okunmasıdır. Fakat bu icraat 27 Mayıs askeri darbesi sonrası merhum Menderes’in idamıyla sonuçlanır. Halk ise onu bağrına basar ve “Ezan şehidi” olarak nitelendirir. Ezan’ın yeniden Arapça okunmaya başlaması üzerine Hafız Zekai Hoca da ziyaret için 1954'te memleketi Konya’ya gelmiştir. O sırada kendisinin Konya'dan komşusu ve dostu olan Eyüp Sabri Hayırlıoğlu, Diyanet İşleri Başkanı’dır. Ankara’ya gider ve Hayırlıoğlu’nu da ziyaret eder. Ziyaret sırasında; “Zekai Efendi, sesin henüz güzel iken, değişmeden, seni burada vazifelendirelim. Hacı Bayram Camii imamı vefat etti. Gel seni oraya imam yapalım” teklifinde bulunur. Zekai Hoca'nın bu teklife gönlü akar, fakat bir türlü karar veremez. Medine-i Münevvere'ye dönünce Kadiri şeyhi Şeyh Ziyaeddin Efendi'ye gider ve durumu anlatır. Şeyh Ziyaeddin Efendi dinledikten sonra şu cevabı verir: ‘Zekai Efendi, sizin gönlünüz oraya akmış. Benim tavsiyem, cisminiz burada ruhunuz Ankara'da olacak olduktan sonra, fani cismin Türkiye'de olsun da, baki ruhun burada olsun, daha evladır, Oralarda, Medine-i Münevvere'yi yâd ettikçe ağlarsın. Burada kalırsan, gözlerin kurur, ağlayamazsın. Çünkü gönlün oraya meyletmiş. Kalırsan bu serveti de kaybedersin.” Bunun üzerine Zekai Efendi, 1955’de Türkiye’ye dönerek Ankara Hacı Bayram Camii’nde göreve başlar, müezzinlik, mevlithanlık ve imamlık yapar.

İLMİ KİŞİLİĞİ, HATTATLIĞI VE ŞAİRLİĞİ 

Zekai Efendi, Aziye Camii Müezzinliği sırasında pek çok öğrenci yetiştirmiştir. Sesi güzel gençleri seçmiş, onlara bildiği ilahileri öğretmiştir. Onun bazı öğrencileri Arif Bey, Galatalı Hafız Mahmud Ekmekçi, sonra hakim olan Ethem Ustazade Nuri, Samedzade Hafız Ahmed, Dr. Ali Kemal Belviranlı’dır.

Ali Ulvi Kurucu kendisinden iki yıl ders aldığı hocası Hafız Zekai Efendi’yi şöyle anlatır: “1930’larda Konya’da koro halinde ilahi, mevlid, kaside okuyan ve okutturan tek şahıs Aziziye camii müezzini Zekai Efendi idi. Sesi çok güzeldi. Makam bilir kabiliyetli bir zattı. Yalnız talebelerine öğrettiği ilahileri nota ile değil de dümtek usulüyle geçerdi. İlk öğrendiğim ilahi, Zekai hoca ile talebelerinden dinlediğim Yunus’un hüzzam makamında bestelenmiş eseridir: “Şol Cennetin gülzarına Girsin bugün Allah diyen.” Sonra uşşak makamında söylenen diğer bir ilahiye geçtik: “Allah emrin tutalım, rahmetine batalım” Zekai Hoca’dan bunlara benzer epey ilahi meşk ettim.” 

Hat konusunda da yeteneklidir. Öğrencilerine Kuran-ı Kerim tilaveti öğrettiği gibi hüsnü hat

dersi de vermiştir. Zekai Efendi’nin yazısı çok güzeldir. İmzası, “Sarsılmaz” olan soy isminin Arapça karşılığı “lâ yetezelzel” şeklinde çok güzel fakat bir o kadar da okunması zor, giriftti.

Kıbrıs’ta görev yaptığı camilerin minber, mihrap ve duvarlarına ayeti kerime ve hadisi şerif hattı nakşetmiştir. Bunlardan biri de Magosa Lala Mustafa Paşa Camii minberindeki ta’lik hattıyla yazılan “Elâ bi-zikrillâhi tetmeinnu’l-kulûb / Allah’ı anmakla kalpler huzur bulur” ayeti kerimesidir.

Şiirleri de mevcuttur. 1926 yılında Şeyh Esad Erbili’yi konu alan “Ateş” isimli bir şiir yazmıştır. Şiirin son iki satırı şöyledir; “Ümîd-i âfiyet besler mi Es’ad yârdan hâşâ, Saçar oldukça gözden ol nigâr-ı gül'izar âteş.” Yine Mesnevihan Filibeli Sıdkı Dede Efendi’nin vefatı sebebiyle bir şiir yazmıştır. 

Bir hatıra-ı ebedi.

Ahuzade Ahmed Efendi lisanıyla Merhum Sıdkı Efendiye ithaf:

Gençliğin bahş eyledin, oldu sadakat hüccetin,

Sabr-u takatta misilsin sen cenab-ı Eyyub’a,

Yusuf’un Mısr-i cinânda bekliyor, sen olmadın,

Çille doldurdun, şebih oldun peygamber Yakub’a,

Sıdkısın ibn Muhammed, nâibin evlatların,

Sen kavuştun, kaldı hüznün bak şu mal-ı mevruse

Yevm-i vefatı: 3 Haziran 1932 Cuma

Zekai Efendinin kendi yazdığı bazı manzumeler de vardır. Onlardan biri şudur:

“Var ise para, çık pazara; Yok ise para, gir mezara. Var ise pulun olurlar kulun; Yok

ise pulun kapıdır yolun.” Bir diğeri de şudur: “Beklemekten çünkü yoktur faide; Rabbena enzil aleyna maide (Allah'ım bize semadan sofra indir). 

HAFIZ ZEKÂİ SARSILMAZ EFENDİ HAKKINDA ANLATILANLAR

Kişiliğiyle örnek olmuş bir şahsiyet olan Hafız Zekâi Sarsılmaz Efendi hakkında çok sayıda anlatı mensuptur. Bu durum da kendisi hayatta iken çok sevilen biri olduğunun kanıtıdır. Kendisi de devamlı insanlarla sıcak muhabbet kurmuş, nükteli tarzı, esprileri, güçlü sesi ve alim yapısıyla aranan bir hoca olmuştur.  Kendine has Kur'ân ve Mevlid okuyuşu vardır. Okurken cezbeye de kapıldığı olmuş ve gözlerinden yaşlar akmıştır. 

Onu yakınen tanımayarak tesadüfen camiye gelenler, onu bu güçlü tekbiri ile tanırlar ve memleketlerine döndüklerinde böylece anlatmışlardır. Camiye girerken, çıkarken eli öpülür ve bu tanışma zamanlarını hoş latifeleriyle süslemiştir. Elini öpen birine, "Ben falan yerdenim" demesiyle, "Ne bileyim oradan olduğunu, oranın meşhur şusu nerede bakayım..." der, latife ile hediyesini isterdi. Birine kartvizitini vermiş ve o kişi ile tekrar karşılaşmalarında, "Hoca bana kartınızı vermiştiniz" derse, hazırcevaplılıkla vehleten, "Evlâdım bizde kart bulunmaz" demiştir. Cömert bir insandır. Ankara Hacı Bayram Camii’nde imamlık yaptığı sıralarda, her sabah namazından sonra cemaatten bir kısmını kendi evine kahvaltıya davet eder, gitmekten çekinenleri ise zorla götürürmüş. Hele hele Konya’dan gelen misafirleri hiç bırakmaz, mutlaka kendi evinde misafir edermiş. O kadar ki, ev halkı misafirlerine yemek hazırlamak ve hizmet yetiştirmekte güçlük çekerlermiş. Evi günde üç öğün değil, beş defa sofranın açıldığı, her defasında en az on kişinin bulunduğu bir Halil İbrahim Sofrası olmuştur. Tabii bu arada gelen hediyeler de, misafirler tarafından tüketilirdi. O yıllarda cenaze namazları yüzde 90 Hacı Bayram Camii'nde kılınırdı ve öğle ile ikindi vakitlerinde, ortalama beş cenazeden aşağı olmazdı. Yine cenaze namazı kıldıracağı sırada, müezzin “Er kişi niyetine” deyince yakından bir subay, hocanın kulağına eğilip, “Hocam er değil, albaydı” deyince, o da subayın kulağına eğilmiş, “Peki albay niyetine kılalım demiş ve yakınındakilerin kulağı duyacak şekilde “Albay kişi niyetine” diye namaza başlamış. 

Manevi şahsiyetlerinden Ali Ulvi Kurucu, hatıratlarında onunla ilgili bir hikayeyi de şöyle anlatır; “Bir gün, Hacı Bayram-ı Veli Camii imamlığı sırasındaydı. O bir çayhanede otururken Konyalı bir zat gelir. Bu adam, bir gün önce Hoca'nın evine gitmiş, orada yoğurt yemiş, çok beğenmiş: 

- Hocam, yoğurdunuz çok güzeldi, nereden alıyorsunuz, köyden mi geliyor? diye sorar.  O da: Hanım evde yapıyor, der. Adam: Öyleyse çok müstesna bir maya kullanıyorsunuz, diyerek, hocadan yoğurdun mayasından ister; hoca da verir. Bu zat, bir müddet sonra tekrar oraya gelerek Zekai Hoca’ya: Hocam, dün maya vermiştin, onunla yoğurt çaldık, ama tutmadı. Mayanız bozukmuş” deyince Zekai Hoca cevabı yapıştırır: Mayaya bahane bulma! Senin sütün bozuk!”

VEFATI

1 Nisan 1973 yılında Hacı Bayram Camii başimamlığından emekli olmuştur. Emekli olmasıyla çok hareketli bir hayatın içinden çekilip evinde kapalı kalmaya mahkûm olmuştur. İlerlemiş yaşı itibariyle hastalık dönemi başlamış, hatta tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuştur. İstiklal Madalyası sahibi Hâfız Zekâi Efendi, 09.09.1977 yılında vefat etmiş, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda İstiklal Savaşı Gazilerine ait K.11 adasında, 5 parsele defnedilmiştir.  

KAYNAKÇA

ABDULKADİROĞLU, Abdulkerim (2000), Zekai Sarsılmaz Hocaefendi'nin Hâtırasına,  Ocak, Sayı: 167

ÇELİK, Ahmet (2013), Hafız Zekai Sarsılmaz, Merhaba Gazetesi Akademik Sayfalar Eki, Cilt: 13, Sayı: 22

GÜL, Zekai (2017), Onlar, Peygamberimizin Gölgesinde Son Türklerdi, Hedef Halk: 04 Mayıs 2017

HACIEMİNOĞLU, Necmettin (1976), Şehitler Tepesinde Ebedileşen Arif Nihat Hoca, Töre Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 57

UZ, Mehmet Ali (2013), Konya Âlimleri ve Velileri, Konya: Meram Belediyesi Kültür Yayınları

UÇAR, Abdullah (2016), Ezan, Konya Postası-21 Ocak 2016

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.