banner5

Parsanalı hikmetli bir isimdi 

Konya'nın Gülleri'nden Parsanalı Mustafa, hikmetleriyle dikkat çekiyor. Rüyalara girerek depremi ve su baskınını haber etmesi olayı dillerden dillere dolanan Parsanalı Mustafa, herkesçe sevilen bir isimdi 

Parsanalı hikmetli bir isimdi 

Konya'nın Gülleri'nden Parsanalı Mustafa, hikmetleriyle dikkat çekiyor. Rüyalara girerek depremi ve su baskınını haber etmesi olayı dillerden dillere dolanan Parsanalı Mustafa, herkesçe sevilen bir isimdi 

20 Mayıs 2019 Pazartesi 15:50
Parsanalı hikmetli bir isimdi 

Konya'nın Gülleri'ni tek tek ele alarak anlatan Ali Işık, bu güllerin tanıtımına ve unutulmamasına büyük katkı sağlıyor. Konya'nın önemli değerleri olan bu meczupların hatıralarının yaşatılması ve yenilerinin de korunmaya devam edebilmesi için gerekli kültürün korunması anlamında önemli bir iş yapan Ali Işık, bu meczuplardan Parsanalı Mustafa ve bilinmeyen yönleri anlatıyor. Parsanalı Mustafa hikmetleri ile öne çıkıyor. 

PARSANALI MUSTAFA-1

Konya Çarşısının son gülüdür. Çarşıda genellikle Kapı Camii çevresinde eğleşirdi. 25-30 sene öncelerine kadar bizim gençlik yıllarımızda Kapı Camii’nin musalla taşına bir tabut konmuşsa, dolaştığı her sokakta, rast geldiği kişilerin ta gözlerinin içine bakarak yüksek perdeden ve gayet ciddi olarak “Kapı Camii’nde ölü var,ölü var…” diyerek bunu haber verirdi. İhtiyarlık döneminde bu adetini bırakan Mustafa, çokluk namaz çıkışlarında Kapı Camii’nin kuzey kapısı önünü bekler, gözüne kestirdiği bir kişinin önüne geçer, kendisine kıyafet almasını isterdi. Bu hususta ısrarcı değildi. Lakin onun arzusunu çok az insan geri çevirirdi. Son demlerinde onu sıklıkla giydiren kayınbiraderim olan esnaf adaşı idi. Mustafa dükkanında giydirildikten sonra mutlaka giydiği ceketin iç tarafına büyük bir cep ilave ettirilirdi. Bir keresinde ona ben yakalanmıştım. Tevefuka bakın ki Ramazan’ın tıpkı şimdiki gibi kiraz mevsimine denk geldiği günlerden bir gündü. Çıkrıkçılar içine henüz adım atmıştım. Bu insan kalabalığının arasında birden Mustafa ile göz göze geldik. Önüme geçti, manavın önündeki meyveleri işaretle zor anlaşılır biçimde: “Bana şunlardan al” dedi. O yıllarda Çıkrıkçılar’ın girişindeki lokantalar, Ramazan vesilesiyle asıl işlerini askıya alır, dükkânlarını manavlara çevirirlerdi.  Mustafa’nın işaret ettiği tablalara vardık. Tablalarda tufanda sebze türleriyle yeşillikler de bulunsa da; erik, kiraz, kayısı gibi insanın nefsini azdırıcı , tufanda yaz meyveleri nazarları daha bir celbediyordu. Selam verdiğim geçici manav , aynı sıcaklıkta selamımı aldıktan sonra yutkunarak: “ Abicim bunların fiyatı baya pahalı bee..” uyarısını ihmal etmedi. Kendi kazancından önce benim cüzdanımı düşünen bu Ahi nesline: “ Olsun abicim” dedim. “ Bunca kalabalıkta Mustafa beni buldu. Bu Allah’ın bir lütfudur. Geri çevirmememiz lazım” demem üzerine esnaf biraz rahatlar gibi olduysa da Mustafa’nın istediklerini tabladan kese kağıtlarına koyarken Mustafa’nın istediklerini tabladan kese kağıtlarına korkan avucunun çapını hep küçük tutmuştu. Vefatında bunu haberleştiren bütün mahalli gazeteler onun yaşının 108 olduğunu belirttiler. Vefat tarihi 17 Şubat 2014 olduğuna göre o 1906 yılında doğmuş olmalıdır. Ona dair en kapsamlı bilgiler, bir akrabası ve onu iyi tanıyan bir esnafla gerçekleştirip 17.12.2014 tarihinde isimsiz olarak Konya Postası’nda yayınlanan bir röportajda yer almaktadır. Bu röportajda halasının oğlu olan Rahim Bey’in (yaşı 81) verdiği bilgilere göre Mustafa aslen Bozkırlıdır. Babası Bozkır’da bir cinayet işleyerek cezaevine düşmüş. Rahim Bey’in dedesi de Bozkır Cezaavinde başgardiyanmış. Mustafa’nın doğumundan bir müddet sonra annesi ölünce bakımını dayısı olan Rahim Bey’in babası üstlenmiş. Ölünceye kadar da bu aile ile birlikte yaşamayı sürdürmüş. Mustafa’yı en iyi tanıyanlardan ayakkabıcı esnafı Hüseyin Pekyatırmacı’nın onun hakkında verdiği bilgiler de şöyledir:

Gençlik yıllarında Sabah erkenden yola çıkarak yayan çarşıya gelen Mustafa, yolda gelirken yolunun üstünde olup da sabah namazı vakti ışığı yanmayan evlerin kapılarını çalarak onları sabah namazına kaldırılmış. Kendisi vakit namazlarını kılmaz, sadece Cuma namazlarını, o da Selimiye Camii’nin restorasyon sebebi ile ibadete kapalı olduğu aylarda cumalarını Kapı Camii’nde kılmaya başlamış ve bir daha bu camiyi bırakmamıştır. Kapı Camii civarı kunduracı esnafından Hüseyin Pekyatırmacı, onunla ilgili sözlerini şöyle tamamlar:

“Mehmet Aksu vardı. Konya Eski Emniyet Müdürü. Konya’ya geldiği zaman mutlaka Mustafa Efendi’yi bulur ve onun ihtiyacını görürdü. En büyük özelliklerinden birisi de herkesten istemez, herkesten talep etmezdi. Hatta herkesin verdiğini de almazdı. Ceket, pantolan, pardösü, ayakkabı, mest-lastik, yeni yeni aldırır ve bizim yukarıda birikirdi. Biz de bunları hayır kurumlarına gönderir dağıtırdık. İlk zamanlarda aldığı şeyleri eve götürürdü. ‘Cici abam’ derdi, yengesi vardı, o büyüttü onu. Bize’ Yeter artık bizim buraya getirmeyin. Burada çok var, siz münasip yere dağıtın’ diye ruhsat verdiler bize. Adapazarı depremi olduğunda bir minibüs dolusu eşyayı oraya gönderdik ve bir tanıdık vasıtasıyla dağıttık. Evet, yeni yeni eşyalar aldırıyor, ama bunun bir hikmeti var. Bu zatın hikmetsiz bir hareketi olmadı hiç.” Onunla ilgili olarak anlatılan birçok menkıbe ve latifeden bazılar şunlardır:

Kuruyemişçi Ali Yiğin anlatıyor:

“Birgün Kapu Camii’ne gitmiştim Mustafa Efendi’yi almak için. ‘Beni müdürüme götür’ dedi. O zaman Emniyet Müdürümüz Mehmet Aksu idi. ‘Hadi götürüyüm’ dedim. Mesai bitmiş haberim yok. Girdik. Girişte etrafımızı polis koridoru sardı. Emniyete giriyoruz. ’Dur, in aşağıya!’ dediler. İndik. Arabanın altını kontrol ediyorlar. Ben şaşırdım kaldım. Ne diyeceğimi de bilemedim. Karşıda park bahçe düzenlemesi varmış, oradan görüp kucağını açarak ‘Mustafa abim gelmiş’ diye Konya Emniyet Müdürü Mehmet Aksu karşıladı bizi ve makamına çıkardı. O umreden yeni gelmiş, bize zemzem hurma ikram etti. Belki de Mustafa Efendi’nin ‘Beni götür’ dediği ‘Mübarek olsun’ demek içinmiş. Müdürüm daha sonra bize de bi eskort verdi bizi eve kadar getirdi.”

Yine Ali Yiğin’in ifadesine göre İsmail, Kapı Cami cıvarında geldiğinde şadırvana çıkar:

“Aziziye’yi mahrum goydum Hacı Viyis Efendi

Kapu Cami’yi mahzun goyma Hacı Tahir Efendi” beyitini tekrarlar dururmuş. 

Rahim Efendi’den…

“ Bir taksiyi durdurmuş. Beni Kapı Camisine atıver demiş. Taksici Sille’ye gidiyormuş müşteri almaya.’Beni bırak ta öyle git’ demiş Mustafa Efendi. Taksici de’Mustafa git şimdi, müşteriye gidiyorum’ demiş. Sonra çıkmış taksici yola. Sille’ye varmadan bir köprü var, ‘Davudun Köprüsü’ denir. Orada Mustafa Efendi taksiciden önce varmış ve tekrar durdurmuş taksiyi. Taksici şaşırmış, Mustafa efendi tekrar ‘Beni bir Kapu Camisi’nin oraya götür’ demiş. Taksici yine ‘Mustafa vaktim yok müşteri bekliyor’ demiş. Taksici Mustafa Efemdi’yi oradan almış Kapu Camii’ne bırakmış ve tekrar dönmüş. Müşteriyi almaya Sille’ye vardığında daha hala üç dakikası varmış.” “

Birisi bağ suluyormuş, uyumuş adam. Açmış suyu puştaya. Su akmış akmış dolmuş. Dolunca taşmış. Adam rüyasında Mustafa Efendi’yi görmüş: ‘Kalk kalk evin göçecek, eve su doluyor! demiş. Adam kalmış bir bakmış ki evin içine su doluyor, hemen suyu kapatmış.”

Hüseyin Pekyatırmacı’dan…

“Her gün günde birkaç kere olmak üzere burada üstünü soyunur buraya bırakır ve karşı tuvalete çıkardı. Kendisi tuvalet ihtiyacını günde üç dört defa giderirdi. Son zamanlarında ise üzerini ve etrafını batırmaya başladı. Bizim bu emekli arkadaşımız Resul Dündar hemen varır üzerini çıkartır temizler, yeni çamaşır alır giydirirdi. Son zamanlarda Resul’ün biraz zoruna gitmeye başladı.Sonra bizim Resul Mustafa Efendi’yi küstürüyor.Sordum ‘Ne dedin’ diye. Abi bir şey demedim; ama kalben buğz ettim’ dedi. O tarihten sonra bir daha tuvalete girmedi.” “Birgün bir zaat geldi buraya alışveriş için, o sırada Mustafa Efendi geldi. Bu zat halen sağ. O zat anlatmaya başladı: “Ben hafız amca var, halıcı onunla birlikte Uşak’ta otelde kalıyoruz’ dedi. Sene 70’li yıllardı. Meşhur Gediz Depremi olmuştu. Gece Mustafa Efendi otel odasına geldi ve ‘Kalk kalk deprem olacak’ dedi ve anlatmaya devam etti. Ben oturma geldim. Hacı hafız da uyandı artık ve bana ‘Ne oldu’ diye sordu. Ben de Parsanalı Mustafa Efendi geldi deprem olacak diye beni uyandırdı dedim. O da bana: ‘Sen okumadan yatmışsındır. Oku yeniden yat’ dedi. Daha kafaları yastığa koyar koymaz birimiz bir tarafa öbürümüz diğer tarafa devrildik depremin sarsıntısıyla’ diye anlattı. Şimdi biz bunu rüya alemi olarak görüyoruz ama işin ilginç yanı şu, bu arkadaş ‘Konya’ya geldik, Mustafa Efendi karşıma çıktı ve ‘Size nasıl depremi haber verdim ya’ dedi. Demek ki Mustafa Efendi bizzat Uşak’taki otele gidiyor ve kaldırıp depremi haber verip ve dönüyor.” 

“Şahit olan insanlar var, bazen anlatırlar: Gece kabristanlıktan ses geliyor. Kuvvetle muhtemel Üçler olabilir. Şöyle hafiften eğilip bakıyor, Parsanalı Mustafa Efendi’nin de dahil olduğu 7-8 kişilk meczup. Bunlar karar veriyorlarmış.’Falan valiyi değiştiriyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz’diye… Orada aldıkları karar ise resmen ilan ediliyormuş. Bunlar böyle bir meczup işte. Eskiden Konya’nın eşrafı bunları ramazanda at arabasıyla iftara evlerine götürürlerdi. Biz meczup diyip geçiyoruz.” Mustafa’ya dair olağanüstü bir hali de merhum Celaleddin Kişmir gazetesindeki köşesinde yazmıştır. (Parsanalı Mustafa yarın devam edecek) KAYNAK: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KONYA’NIN GÜLLERİ/ALİ IŞIK

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.