banner5

Medine’de Konyalı hattat 

Hattat Abdullah Rıza Efendi, 10 yaşında Medine’ye gitti ve ömrünü orada tamamladı. İslâm sanatlarından en önemlisi olan hat sanatını ömrü hayatında en iyi şekilde gerçekleştiren isimlerden biri olarak tarihe geçti. Geride çok sayıda eser bıraktı, çok sayıda hattat yetiştirdi 

Medine’de Konyalı hattat 

Hattat Abdullah Rıza Efendi, 10 yaşında Medine’ye gitti ve ömrünü orada tamamladı. İslâm sanatlarından en önemlisi olan hat sanatını ömrü hayatında en iyi şekilde gerçekleştiren isimlerden biri olarak tarihe geçti. Geride çok sayıda eser bıraktı, çok sayıda hattat yetiştirdi 

13 Mayıs 2019 Pazartesi 14:32
Medine’de Konyalı hattat 

Allah aşkı ve Peygamber sevgisi olan İslâm sanatlarından en önemlisi şüphesiz; Hat Sanatıdır.Bu derece önemli olan sanatın ustalarından biri de Hattat Abdullah Rıza Efendi’dir. 1924 yılında Konya’nın Biçyemez Mahallesi’nde doğan Abdullah Rıza Efendi, Kaşıkçı Ali Rıza Efendi’nin ortanca oğludur. Musiki, şiir ve hat sanatına olan merakı küçük yaşlarda başladı. Abdullah Rıza'nın hat sanatında ilham kaynağı, adaşı hattat Abdullah Zühdü'dür. Bu meşhur Osmanlı hattatı Mescid-i Nebevi'nin yazılarını da kaleme alma mazhariyetine nail olmuş büyük bir sanatkârdır. Onun yazılarındaki tarif ve tavsif edilemeyen ve ancak seyredilişinde yaşanılan güzellikler, Abdullah Rıza’yı da celp ve cezbetmiştir. 

Harem-i Şerifin kıble duvarındaki meşhur Hattat Abdullah Zühtü Efendi’nin yazılarına hayran kalmıştır. Ailesinin Medine’ye hicret edişi hat sanatında ilerlemesine vesile olmuştur. 

Konyalı Hattat Ali Rıza Efendi’den yazı dersleri aldı. Mısırlı ünlü Hattat İbrahim Efendi’den istifade etti. Ayrıca büyük Hattat Hamid Bey’den de yazı dersleri alarak ondan da icazet almaya muvaffak oldu. 

1. Hat Sanatı Yarışması’na katılarak birincilik ödülünü aldı. II. Hat Sanatı Yarışması’nın hazırlık çalışmalarına katıldı. Komisyon üyeliği görevini de yüklenerek, önemli katkılarda bulundu. 1370 Hicri yılında Mescid-i Nebevî’nin ilk genişletme çalışmalarında pencerelerin dış cephelerine sülüs yazı ile Kelime-i Tevhit, Mescid-i Nebevî’nin içindeki üstü açık ilk sahanın duvarlarına Sahabe-i Kiram ve Tabiin-i izam’la birlikte, büyük imamlardan bazılarının isimlerini yazdı. Bundan bir müddet sonra da, Harem-i Şerifin bütün kapılarının adlarını sülüs yazı ile mermer üzerine yazma şerefine mazhar oldu.

Zamanımızın en büyük hat üstadı Hamid Aytaç Bey merhum 1380 Hicrî yılında sülüs celî hattıyla yazılmış bir icazetnâme ve kendisini mükâfatlandırmıştır. Medine’de dükkanında uzun yıllar saten kumaşlar üzerine hediyelik olarak hazırladığı levhalar hacılar eliyle İslam aleminin her tarafına yayılmıştır. Hat sanatının yanında aynı zamanda babasından kaşıkçılık, Saatçi Osman Efendi’den de saatçilik öğrenmiştir.  Abdullah Rıza Efendi Medine’de Abdülhamit Efendi ile Lütfiye Hanım’ın kızı Ümmühan Hanım ile evlendi. Mediha, Halid, Adnan, Abdülkerim (1956), Bedia, Abdülbedi, Rıza ve Muhammet isimli çocukları oldu.

AİLESİNİN MEDİNE’YE HİCRET EDİŞİ

Ali Rıza Efendi, 1934 yılında oğlu Mustafa Runyun ile hacca gitmiş; 1 yıl sonra tüm ailesini alarak, önce Şam’da sonra Medine-i Münevvere’ye gidip yerleşmişlerdir. Abdullah Rıza Efendi’de böylece on yaşlarında iken, babası ile birlikte Medine-i Münevvere’ye gitti, vefatına kadar hayatı orada geçti. Bulunduğu süre içinde Türkiye’yi ihmal etmedi, özellikle Konya’dan gelen misafirleri ile yakından ilgilendi. Kendisini ziyaret edenlerden biri de Konya’nın hat sanatında yetiştirdiği, isimi dünyaya yayılan Hatta Hüseyin Öksüz’dür. 

Öksüz, bir ziyaret sırasındaki anısını şu şekilde anlatmaktadır:

“Ramazan umresinde bayram arifesinde oradaki dostlarımızdan A. Rahim Karagöz her zamanki gibi bizi otelimizden aldı ziyaret yerlerine götürdü. (Kuba Mescidi, Yedi Mescitler, Mescidi Kıbleteyn vb.) Saat 12’yi geçmişti. Hacı Rahim’e; ‘Şurada telefonu olan bir yerden Abdullah Rıza Efendi’yi ara da müsaitse ziyaretine gidelim’ dedim. Bir yerden telefon etti ve ‘Müsaitmiş, bizi bekliyor’ dedi. Kuba’daki evine vardık, yukarı çıktık musafaha edip oturduk. Abdullah Efendi şöyle söylemesin mi! ‘Bugün birkaç defa Konya’yı, evinizi aradım cevap veren olmadı. Hüseyin Efendi buradadır, biraz sonra gelir dedim, bekliyordum’ dedi. Çok duygulandım. Eğer gitmeseymişim çok üzülürdüm. Tabii bu ziyaretlerde Hz. Peygamber Efendimizin Kabr-i Saadetlerini de beraberce ziyaret ederdik.”

HAT SANATININ KAİDELERİNE DİKKAT EDERDİ

Genç yaşlarda hattatlığa ilgi duymuş olması ve bu yönde kendini eğitmesi nedeniyle hat sanatında mükemmel bir kişiliğe sahiptir. Yazdığı her terkibe yenilik kazandırmıştır. Hayalinde tasarladığı her şekli en kısa zamanda kuvveden fiile çıkarabilme maharetine sahiptir. O derecede ki, bazen aynı ibarenin birkaç tertib ve istifle billurlaştığını görülmektedir. Yazılarında harfler arasındaki nisbetle yazı zemini arasındaki mesafeye dikkat etmekte ve hat kâidelerine riayeti ihmâl etmemeye özen göstermiştir. Yazılarında, ders aldığı bütün hocalarının az veya çok tarz özellikleri görülür. Ama onun tavrını oluşturan asıl kaynak M. Halim ve bilhassa Hamit Hocalardır. Eserlerindeki üslup özelliğini vurgulayan son nokta Hamit Aytaç tavrıdır. Eserlerine bazen "Abdullah Rıza", bazılarının da "Ketebehü Abdullah Rıza" şeklinde imza koymuştur. Yazılarından oluşan bir albüm, 1407/1986 ile 1412/1991 yılları arasındaki eserlerinden seçilmiştir. Bazılarında Hicri, bazılarında da Milâdi yılı kullanmıştır.

Hattat Abdullah Rıza Efendi, hat sanatına ilgisini küçük yaşlardan itibaren başladığını ve icazet alışını “Hat’la Olan Yolculuğum” başlıklı yazsında şu şekilde ifade etmektedir: 

“Şiir, musiki ve hat sanatına olan merakım küçük yaşımdan başlar. Öyle ki, Medine’de Harem-i Şerif’in kıble duvarındaki meşhur hattat Abdullah Zühdi Efendi’nin yazılarını saatlerce hayret ve hayranlıkla seyrettiğim saatleri halen hatırlamaktayım. Bu iştiyakla olacak ki, akşam namazlarından sonra,Medine’nin ünlü hattatı Konyalı Ali Rıza Efendi’den yazı dersi almağa başladım. Bu zat, cidden maruf bir hattat idi. Nitekim, o tarihlerde Kahire Ezher Üniversitesi’ne ve Tahsin-i Hutut Medresesi’ne devam etmekte olan, zamanımızın ünlü hattatı Ahmed Ziya İbrahim Bey kardeşimiz bana kendi adına Hattat Ali Rıza Efendi tarafından gönderilen rık’a yazılı mektubun üstadı Seyyid İbrahim bey tarafından takdir ve tebrikle karşılandığını söylemişti. 1947 senesinde Mısır’a gitmiş ve maruf hattatlardan Rıdvan Beyefendi’yi ziyaret etmiştim. Üstad Seyyid İbrahim Efendi’yi Kahire’de olmayışı sebebiyle ziyaret edememiş ve buna çok üzülmüştüm. Fakat talihim yaver gitti, üstad Hac münasebetiyle Medine-i Münevvere’ye geldi, görüşmek şerefine nail oldum. Günlerce rahle-i tedrisinde bulundum ve kendilerinden çok istifade ettim. Mısır’dan Şam’a geçtim. Şam hattatlarından meşhur üstad Bedevi’yi ziyaret ettim. İlk fırsatta İstanbul’a gidip Hattat Halim Bey ile Hamid Bey’i ziyaret etmek istek ve iştiyakında olduklarını söylemişti. Bu söz bana öyle tesir etti ki soluğu İstanbul’da aldım. Halim Bey (Özyazıcı) (1898-1964) merhumu, Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki odasında ziyaret ettim ve kendilerine yazılarımdan birini hediye ettim. Kendisi de bana o anda bir Besmele-i Şerif yazıp hediye etti. Üstadın bu yazısını bir hatıra ve vefa borcu olarak kitabıma derç etmiş bulunmaktayım. İstanbul’a ikinci gelişimde üstad Halim Bey’in rahmeti rahmana kavuştuğunu öğrendim. Türk hat sanatının bu mestesna üstadını kaybetmek, bende şok tesiri yaptı. Dahi üstad Hattat Hamid Bey’i ziyaret etmek, benim için ayrı bir talih oldu. Ve o tarihten itibaren her sene İstanbul’a gelişimde en az iki ay müddetle kendilerinden hat dersi aldım. Bir gün bana (bir şey yazıp getir, sana icaret vereyim) dedi. Ben de, Üstâd Hattat Hasan Çelebi Bey kardeşimizden aherli bir kağıt alıp, üzerine Kur’an-ı Kerim’den 4. sure 103. ayet-i kerimesini yazıp takdim ettim. Takdir buyurdular ve icazeti lütfettiler. Bu icazetnameyi de kitabıma derç etmiş bulunmaktayım. O gün bugün bu yazı sanatına aşkla, şevkle ve ibadet niyetiyle devam etmekteyim. Üstatlarımı, rahmetle, minnetle ve şükranla yad eder, nezih ruhlarına Fatihalar sunarım.”

HATTATLIĞI KADAR ŞAİRLİĞİ DE MEŞHUR

Hattat Abdullah Rıza Efendi’nin şairliği de mükemmeldir, şiire de ilgi duymaktadır. O da duygularını mısralarda yansıtmıştır. Aruz vezniyle terennümlerde bulunmuştur.  Dr. Ali 

Kemal Belviranlı, Hattat Abdullah Rıza Efendi’nin şairliği hakkında ise şunları söylemektedir: “Meşhur hattatlarımızın, yalnız hat sanatında değil, aynı zamanda şiir ve musiki mevzularında da üstâd olduklarını görmek, âdetâ bir kader, bir kanun ve bir kaide hükmündedir. Hangi hattat gösterilebilir ki, şiir ve mûsikî ile de ülfeti olmasın. İşte bunlardan biri de, işbu kitabın müellifi Hattat Abdullah rıza kardeşimizdir. Kendisi benim, çocukluk, talebelik ve hafızlık arkadaşımdır. Hattatlığı ile daha çok şöhret bulan bu kardeşimizin, gerçek bir şair olduğunu da biliyor muydunuz? Hattat Abdullah Rıza Bey kardeşimiz, aruz vezniyle yazan zarif, nezih ve özlü bir şairdir. O’nun bu hüviyetini dile getiren iki şiirini misal olarak sunmak isterim:

Abdullah Rıza Bey, meşhur şair Faruk Beyefendi’ye Medine’den bir mektup yazar ve mektubunu şu beyitlerle bitirir;
Şiirindeki renkler, sayısız vasfı tükenmez,
Aylar boyu, yıllar boyu yazsam gene bitmez.
Sizler edebiyyata tekamül getirirken,
Şahane bir üslupla şiirler yazıyorken,
Gafil, yeni bir başka çığır açsa da birgün,
Gençlik, gidecektir o ölümsüz izinizden.
Faruk Nafiz Bey, bu mektuba ve bu mektuptaki şiire, aynı vezinle şu cevabı yazar ve Medine-i Münevvere’ye gönderir;
Gelmiştir o lutf eylediğin name gönülden,
Bir bûy-i şefaat gibi sultân-ı rüsulden.
Dûr olma sen, ey bülbül-i gülzâr-ı Medîne,
Ruhen, bedenen her iki âlemde o gülden.
ESERLERİ 

Değerli hattat geride pekçok eser bırakmıştır. Kendi istifli eserlerini renkli atlas kumaşlara simle nakşederek levhalaştırmıştır. 1950 yılından itibaren bunları Ravza-i Mutahhara'nın kapılarından Bâbii's-Selâm'a yakın Şâri-i Ayniyye üzerindeki dükkânında ziyaretçilerin istifadesine sunmuştur. Ama onun asıl büyük icraati Ravza-i Mutahhare'ye yaptığı armağan ibârelerdir. 1370/1950 yılında Mescid-i Nebevi'nin ilk genişletilmesi faaliyetleri arasında pencerelerin dış cephelerine sülüs hat ile Keltme-i Tevhid'leri yazmıştır. Ayrıca Mescid-i Nebevi'deki üzeri açık etrafı revaklı kısmın duvar cephelerine Sahabe-i Kiram ve Tâbiin-i İzam isimleriyle birlikte büyük imamlardan bazılarının da isimlerini yazmıştır. Yazı koleksiyonu, İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi tarafından bastırılmıştır. Üstadın bu kıymetli eserinde, Faysal bin Fahd bin Abdülaziz, Ekmeliddin İhsanoğlu, Ahmet Ziya (Hacı Veyiszade İbrahim Efendi’nin oğlu), Dr. Ali Kemal Belviranlı, M. Uğur Derman, Hattat Hasan Çelebi’nin birer takriz yazısı bulunmakta, sanatı ile ilgili geniş bilgi verilmektedir. 1993 yılında neşredilen bu kıymetli eser, sahasında koleksiyonların en zenginlerinin başında gelmektedir.

Takriz yazısının bir bölümünde: “ Hattatımız, Allah tarafından kendisine bu müstesna kabiliyet verilmiş olan bir nadire-i fıtrattır” diyen Ahmet Ziya Bey, hiç de haksız değildir.

Medine’den kendisini tanıyan Ahmet Ziya İbrahim, eserleri hakkında şunları söylemektedir: Her biri ayrı bir şaheser örneği sayılan bu yazılar, güzel sanatların ve bilhassa “Hat sanatı” âşıklarının gönül ve hayalinde coşup çağlayan tefekkür ve tasavvurları için muazzam bir ilham kaynağı ve geniş bir inkişaf sahası olacaktır. Onlar, bu temaşada esrarlı güzelliklerin, gönülleri hayran bırakan ufuklarına yükseldiklerini göreceklerdir… Erbâbının malumudur ki böyle büyük çaptaki bir koleksiyonu,levhalar arasındaki hacim ve ebad farkına rağmen az bir zaman içinde, hem de altınla kağıt üzerinde icra etmek her babayiğidin kârı değildir. Bir de buna yazıların “sülüs celî” kalemi ile yazılmış olması eklenirse.”

VEFATI

Yaz aylarını Konya’da geçiren Hattat Abdullah Rıza Efendi, son yıllarda ağır hastalığından dolayı Konya’ya gelemedi. 13 Kasım 2014 tarihinde, 90 yaşında Medine- i Münevvere’de vefat etti. Ertesi gün, ikindi namazını müteakiben Medine-i Münevvere de Cennetü’l Bâkî’ye defnedildi. Abdullah Rıza Efendi’nin 6 oğlundan biri olan ve Konya’da yerleşik bulunan Abdülkerim Depeler’in oğulları Abdurrahman ve Seyit Ahmet, dedelerinin sanatını devam ettirmektedirler.

KAYNAKLAR

BELVİRANLI, Ali Kemal (2015), Hat ve Şiir, Merhaba Gazetesi Akademik Sayfalar-Vefatının 1. Yılında Hattat Abdullah Rıza Efendi (1924-2014) Özel Sayısı, Cilt:15, Sayı:32

CEYLAN, Serdar (2015), Hattat Abdullah Rıza Efendi (1342/1924- 13.11.2014), Merhaba Gazetesi Akademik Sayfalar-Vefatının 1. Yılında Hattat Abdullah Rıza Efendi (1924-2014) Özel Sayısı, Cilt:15, Sayı:32

İBRAHİM, Ahmet Ziya (2015), Hat Sanatıyla Geçen Bir Ömür, Merhaba Gazetesi Akademik Sayfalar-Vefatının 1. Yılında Hattat Abdullah Rıza Efendi (1924-2014) Özel Sayısı, Cilt:15, Sayı:32

RIZA, Abdullah (2015), Hat’la Olan Yolculuğum, Merhaba Gazetesi Akademik Sayfalar-Vefatının 1. Yılında Hattat Abdullah Rıza Efendi (1924-2014) Özel Sayısı, Cilt:15, Sayı:32

ÖKSÜZ, Hüseyin (2015), Hattat Abdullah Rıza Efendi, Merhaba Gazetesi Akademik Sayfalar-Vefatının 1. Yılında Hattat Abdullah Rıza Efendi (1924-2014) Özel Sayısı, Cilt:15, Sayı:32

ÖZÖNDER, Hasan (2006), Medine’de Bir Konyalı Hattat Abdullah Rıza Bey, KTO Yeni İpekyolu Konya Kitabı Özel Sayı, Sayı: 9, Editörler: Prof. Dr. Haşim Karpuz, Prof. Dr. Osman Eravşar. 

HYPERLINK "http://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/abdullah-riza/"http://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/abdullah-riza/

HYPERLINK "https://www.ketebe.org/sanatkar/abdullah-riza-3266"https://www.ketebe.org/sanatkar/abdullah-riza-3266

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.