banner5

Kültür hazinesi; Naci Fikret 

Konya’nın kültür hazinelerinden biri de Naci Fikret Baştak’tır. Ulemadan Mustafa Fikri Efendi’nin oğludur. “Kendi kendini yetiştiren deha” olarak nitelendirilmiş, ninesinin vefatıyla “Kimsem kalmadı” diyerek Konya’yı terk etmiş, yazılarıyla Konya fikir dünyasının zenginleştirmiştir. Bitmek bilmeyen okuma ve yazma aşkıyla bugün dahi adından söz ettirmektedir 

Kültür hazinesi; Naci Fikret 

Konya’nın kültür hazinelerinden biri de Naci Fikret Baştak’tır. Ulemadan Mustafa Fikri Efendi’nin oğludur. “Kendi kendini yetiştiren deha” olarak nitelendirilmiş, ninesinin vefatıyla “Kimsem kalmadı” diyerek Konya’yı terk etmiş, yazılarıyla Konya fikir dünyasının zenginleştirmiştir. Bitmek bilmeyen okuma ve yazma aşkıyla bugün dahi adından söz ettirmektedir 

27 Mayıs 2019 Pazartesi 14:36
Kültür hazinesi; Naci Fikret 

Konya’nın kültür hazinelerden birisi de Naci Fikret Baştak’tır. Konya’nın az yetiştirdiği üstün zekalardan, çok yönlü fikir ve kalem sahiplerinden biridir. Şairliği, edipliği, filozofluğu, tarihçiliği olan ilme önem vermiş bir şahsiyettir. 

“Kendi kendini yetiştiren deha” olarak nitelendirilen Naci Fikret Baştak, 1891 yılında Konya’da doğdu. Ulemadan Mustafa Fikri Efendi’nin oğludur. Babası Mustafa Fikri Efendi, edebiyat alanında önemli bir muallimdir. Fikri Efendi, ilk tahsilini müteakip medrese eğitimi görmüş, iyi derecede Farsça bilmekte ve 3 şark diline hakimdir. Ermenekli Kel Şair adıyla maruf Şair Rüştü ile Veled Çelebi’nin medrese arkadaşıdır. Edebiyat alanındaki yükselişinde, o zamanlar Konya’da sürgünde bulunan Abdülhâlim Memduh’un çok tesiri olmuştur. Hayatını kazanmak için bir süre Abdülvahid Çelebi’nin çocuklarını okutmuş ve Sanayi Mektebi’nde de Türkçe muallimliği yapmıştır. Hayatı yoksulluk ve sefalet içerisinde geçen Mustafa Fikri Efendi, 1337/1921 yılında tutulduğu felçten kurtulamayarak vefat etti. Mensur ve manzum çalışmaları vardır. 

İşte Naci Fikret’in de hayatını şekillendiren Konya’nın önemli alimlerinden Babası Fikri Efendi olmuştur. İlköğrenimini ve fikri eğitimini babasından okumuş, ardından Konya Mülki İdadisi’ni başarıyla bitirmiştir. Meşrutiyetle gelişen fikri akım ve atılım kendisini de etkilemiştir. Durmadan okumakta ve yazmaktadır. Adeta kendi kendine öğrenme aşkı olan bir yapıya sahiptir. İdadide birinci sınıfta okurken verilen derslerle yetinmemiş, yaz tatillerinde tüm sınıfların coğrafya, tarih kitaplarını almış, onları okumuş, tetkik etmiş, her yıl sınıfta arkadaşlarından bir adım önde derslere başlamıştır. Okutulması yasak olan Tarih-i Umumi kitabını bile dönemin Konya’da tek kitapçısı olan Evcizade Mustafa Fevzi Efendi’den İstanbul’a gizlice sipariş verdirmiştir. Çünkü aldığı dersler ve okudukları onu tarih ve coğrafya ihtirasını tatmin edememiştir. Babasından Şemsettin Sami’nin Kamus-ul Alâm isimli eserini öğrenir. Kitabı görmek ister ancak kimsede yoktur. “Kimde bulabilirim” derken kitabın Konya’nın değerlerinden M. Ferit Uğur da olduğunu öğrenir. Amcası Abdulgani Efendi’nin selamıyla Ferit Uğur’a gider. Baştak, kitabı ele geçirişini ise şu şekilde anlatır: “Selamı söyledim, manalı bir tebessüm ile, peki dedi ve kitabın birinci cildini getirdi. O, Gani Efendi’nin kitabı istemeyeceğini biliyordu. Aman ne kadar seviniyordum. Çıldıracak derece de eve geldim. Vir ha kitabı karıştırıyorum. Çok mükemmel bir eser. Bir hafta sonra iade ediyorum… Merhum Ninem Havva Hanım’a yalvara yakara yine Evcizade’nin tavassutu ile İstanbul’dan 6 ciltlik eseri geldi… Güneş doğuncaya kadar Kamus-ul Alâm ile meşgul oldum. Ve ondan sonra da her gece. Bu böyle senelerce, senelerce devam etmiştir.”

Mektebin son sınıfında iken arkadaşlarından bazıları ile Ufku Âti dergisi çıkardı, felsefi manzumeler yazdı. Konya’da ve İstanbul’da yayınlanan Barika, Şahap, Ekekon, Rehber, Hak Yolu, İş Ocağı, Zeka, Felsefe, Milli Mecmua, Servet-i Fünun gibi gazete ve dergilere yazı gönderdi. Konya’da yayınlanan Yeni Fikir mecmuasında da çok sayıda manzumesi vardır. Bu şiirleri, “Azer” takma adıyla yazmıştır. İlmi, felsefi ve edebi yazılarını çoğu bu dergi ile Babalık Gazetesi’nde neşredilmiştir. 1. Dünya Harbi’nde ihtiyat zabiti olarak Irak Cephesi’nde bulunmuş, İstiklal Harbine de katılmıştır. Konya’da ÜMİD namındaki idadide, Anadolu İntibah Mektebi’nde ve Konya Lisesi’nde coğrafya ve felsefe derslerine girmiştir. Konya Âsarı Atika Müzesi’nde 3 yıl bulunmuş, Yusuf Ağa Kütüphanesi’nde de memurluk yapmıştır. Çok kısa bir süre İl Genel meclisi Üyeliği’nde bulundu ancak maarife ayrılan ödeneği az gördüğü için üzüldü ve çekildi. Daha sonra İstanbul’a gitti, Darülfünun Edebiyat Kalemi Kitabetinde istihdam edildi. 

Riyadan, politikadan son derece nefret ederdi. İstanbul’da bulunduğu zamanlarda, tanınmış bazı siyasi gazeteler yazı yazmasını istediği halde siyasetten daima uzak kaldığı için kabul etmemiş, maddi çıkarını düşünmemiştir. Bu nedenle son gönleri de yoksulluk, kimsesizlik ve sefalet içinde geçmiştir. Maziye, milli, dini gelenekleri çok bağlı ve milliyetçi bir insandı. Siyasetle ilgilenmemesine rağmen, Tevfik Fikret gibi döneminin aydınlarından etkilenmesine rağmen yazılan ve söylenenleri kendi fikir süzgecinden geçirdikten düşüncesini oluşturmaktadır. Bu bakımdan II. Abdülhamit’i de saygıyla yad etmiştir. “Abdülhamit Hanı-ı Saninin bazı iyilikleri vardır ki, gayri kabili inkardır. İşte o büyük iyiliklerden birisi de Türkiye’nin her tarafında, ‘İdadi Mektepleri’ küşad etmiş olmasıdır. Bundan dolayı Sultan Abdülhamit Hanı-ı Saniye ne kadar medyun olsak, namını ne kadar hayır ile yad etsek azdır” sözleri ile Abdülhamit’i Kızıl Sultan ilan eden Jön Türk kafalarından olmamış, değerlerine sahip çıkmıştır. 

Anadolu Nümune-i İntibah Mektebi’nden öğrencisi olan Konya’nın kültür insanı Mehdi Halıcı, öğretmeni Naci Fikret Baştak’ı anılarında şu şekilde anlatmaktadır; “Kıvırcık saçlı, büyük başlı, gür kaşlı, parlak bakışlı, nurani yüzlü Naci Fikret, ders verirken, zeka-hafıza fakültelerimiz seferber olurdu. O, berrak bir pınar gibi coşar, çağlayan gibi çağlardı. Sesini, mazinin tarihin, efsanevi derinliklerinden geliyor sanır, dimağ ve ruhlarımızı onun akımına kaptırır, giderdik. Elindeki zinciri parmakları arasında oynatarak ve daima yürüyerek anlatırdı. Çerkez biçimi bir yelek, aynı zamanda gömlek, kalın kumaştan bir ceket, ütüsüz bir pantolon, külfetsiz, süssüz bir giyiniş! İşte Naci Fikret’in urbası bundan ibaretti! Orta boylu, geniş omuzluydu.”

İLMİ KİŞLİĞİ VE BİTMEYEN ÖĞRENME AŞKI

Naci Fikret Baştak, güçlü bir hafıza ve zekaya sahip biridir. Kendini kendine Fransızca’yı öğrenmiş, Fransızca ilmi makale yazacak derece de bilgi sahibi olmuştur. Yeni Fikir’den sonra maalesef bir nüshasını neşre muvaffak olduğu “Asie Mineu” (Küçük Asya) adlı dergideki mükemmellik Fransızca bilgisinin ne kadar ileri düzeyde olduğunu göstermektedir. 1929 yılı Konya’sında yabancı bir dilde dergi çıkarmak Konya kültürü açısından fevkalade bir durumdur. Bunun yanında dünyadaki felsefe ve tarih kitaplarını okumuş, tercümeler yapmıştır. Sosyal meseleleri de çok iyi kavramıştır. Hiç evlenmemiş adeta kendini kitaplara ve ilme vermiştir. Konya’daki dostlarından Naci Kum, onun evlenmemesine üzülüyor ve bir ziyareti sırasında, “Adaşım, dedemi. Bakınız arkadaşlarınızdan Yalvaçlı Ali Ragıp ve Namdar Rahmi evlendiler. Sıra sana geldi, bu tecerrûd hayata bir son versek olmaz mı?” sözlerini üzerine öfkeyle odasının her tarafını kaplayan kitaplarını göstermiş; “İşte ben bunlarla evliyim, evlenirsem bunları nasıl okuyabilirim” cevabını vermiştir. 

Onun tüm ideali kendisini en iyi şekilde yetiştirmek ve bu minvalde okuma ve yazmaktır. Yakın arkadaşlarından Namdar Rahmi Karatay, onun ilmi seviyesiyle ilgili şunları söylemiştir: “Kimya, biyoloji, tıp, filozofi gibi sahalarda derinleşen ve adeta bir mütehassıs kadar bilgiye malik olan Naci, bugün de dinler tarihi ve arkeolojide eski Darülfünun Profesörü Dümezil’i hayran bırakacak, hatta kendi aczini itiraf ettirecek kadar yüksek bir tebahhur sahibidir.” Karatay, hatıralarında araştırma ve okuma aşkını da Naci Fikret’e borçlu olduğunu ifade etmektedir. Bu yönüyle Baştak, arkadaşlarını da etkilemiştir. 

Şiir yönünü de bulunun Baştak, Konya Lisesi’nde okurken muallimlerden Rasim Haşmet’ten edebiyat ve felsefe, Hüseyi Kavmi’den de şiir ve badâyi konusunda etkilenmiştir. “Her ikisi de ruhlarımızın amakında birer necm-i sabit gibi parlayıp duruyorlar” ifadeleri ile onlardan etkilendiğini belirtmiş ve şiir alanında da eserler bırakmıştır. Şiir yazma konusunu ise şu şekilde açıklamaktadır: “Ben Şair değilim. Fakat küçüklüğümden beri şiir ve edebiyata karşı büyük bir meclubiyetim var. En sıkı günlerde şiddetle memnu olan eserleri gizli gizli arayıp buluyordum. Zafername’yi ve emsalini adeta bulup ezberliyordum. İstanbul’da çıkan edebi ve ilmi mecmuaları alıyor, onlardaki şiirleri tanzire çalışıyordum. El hasıl bu tabii ve irsi incizab ve temayülün tesirleridir ki zira babam hem üç şark lisanında yedi tulâ sahibi, hem muallim Naci tarzında bir şair idi. 1911’den itibaren bazı his ve fikirlerimi nazmen kaleme almaya başladım. Bir müddet felsefe ve müspet ilimler ibtilâsının araya girmesiyle teahhure uğrayan şiir zevki 1925’ten itibaren tekrar canlandı, hâlâ da devam etmektedir.”

 KONYA’YA TERK EDİŞİ

1929 yılında Konya’da son bağlantısı olan ve çok sevdiği ninesi öldükten sonra kendisini hayatta yapayalnız ve kimsesiz hissetmeye başlamıştır. Annesini de küçükken kaybetmişti. Ninesinin de vefatı onu derinden sarstı. Konya kendisi için boş ve karanlık gelmeye başlayınca İstanbul’a gitmeye karar verir. Orada da ilk başlarda ninesinin acısıyla derin bir boşlukta bulur kendisini. Hatta intihar etmeyi dahi düşünür. Onun bu intihar etme düşüncesinden vazgeçirmeye çalıştığı Naci Kum’a gönderdiği mektuplarda; her şeyden vazgeçtiğini hiçbir şey düşünemediğini, dünyada tek sevdiğinin ölen ninesinin hayali olduğunu ve ona kavuşmak istediğini bildirir.  Ancak zamanla dostlarının çabaları ile hayata yeninden döner ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kâtipliği’ne daha sonra da kütüphane memurluğuna geçer. Yeniden kitaplarına kavuşmuş, ilime, yazmaya devam etmiştir. 

KONYA AŞIĞI; NACİ FİKRET 

Ninesinin vefatıyla Konya’da kimsesi kalmayan Naci Fikret. Ruhsal bunalımla Konya’yı terk etmesine rağmen, Konya aşığı bir insandı. İfadelerinde, yazılarında ve kendisiyle ilgili hatıralarda Konya sevgisini görmekteyiz. İlim ve irfan noktasında yetişmesi için Konya adete kendisine gönlünü açmış o da bu teveccühe eserleriyle karşılık vermiştir. Halkevi Dergisi’nde prehistorik devirden itibaren Konya’nın tarihini anlatmış, bu yazılarını Konya isimli eserde toplamıştır. Kültür yazıları yazmış, Hz. Mevlana ve Mevlevilik kültürünü tanıtmış, Fransızca çeviriler yapmış, yurtdışında da değerlerimizin bilinmesi ve tanıtılması için Fransızca dergi çıkarmıştır. Şehrin gelenek ve göreneklerini yansıtmış, Konya’ya özgü ve her yıl Recep ayının ilk perşembesinde kutlanan şivlilik coşkusunu yazmış, eski kışlara değinmiş, unutulan ve unutturulan değerlere sahip çıkmıştır. Altı makaleden oluşan (3, 4, 5, 6, 7, 9 Ocak 1939 tarihlerinde) yazı dizisi ilk olarak Ekekon gazetesinde neşredilmiş olup, Konya’nın kış

günleri ve Konya mutfağı hakkında önemli bilgiler içermektedir. Naci Fikret Baştak’ın Ocak 1939 Tarihli “Konya’nın Eski Günleri Eski Kışlar Ve Kış Geceleri” yazıları Av. Serdar Ceylan - Züleyha Önal tarafından derlenerek, Merhaba Gazetesi Akademik Sayfalar Eki Özel Sayısında (C:17-S:2) yayınlanmıştır. 

Konya kültürüne yan veren dönemin aydın ve ilim insanlarıyla bir araya gelmiş, Konya üzerine çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalardan biri de Konya Enerjetizm Okulu’dur. 

Namdar Rahmi Karatay birlikte Yeni Fikir dergisinde temelini oluşturdukları, 1929 yılında Konya’da kurmuş oldukları okulun ismidir. Alman Filozof Wilhelm Ostwalt’ın enerjityizm kuramından yola çıkılarak oluşturulan bu okulda, insanın kudret değişiminden başka bir şey olmadığını, en basit fizik ve kimya olayları nasıl ki bir kudret tesirinde oluşuyorsa, insandaki en yüksek akli faaliyetlerin de ve ruhsal esinlenmelerin de tıpkı onlar gibi aynı kudretten yani enerjiden kaynaklandığını açıklamaya çalışmışlardır. 1929 yılında Namdar Rahmi’nin farklı bir yere atanmasıyla ve okul kurulduğu yıl kapanmış ancak felsefenin Türkiye’de gelişimi açısından az da olsa önemli bir yere sahip olmuştur. 

ESERLERİ 

Konya Halkevi’nin bastırdığı eserler arasında onun, Prehistorik devirden itibaren Konya’nın tarihini anlattığı “Konya” isim adı altında eseri vardır. Tarih-i Edyân-Dinler tarihi isimli büyük bir çalışma hazırlığı vardı ancak tamamlamaya ömrü yetmedi. Kitabın müsveddelerinin de nerede olduğu bilinmemektedir. Dergilerde, gazetelerde çıkmış yazıları toplansa ciltler dolusu eser elde edilebilecektir. Çünkü o bir kültür ummanıydı. Aslında o dergi çıkarmayı, makale yazmayı kitap yazmaktan daha önemli görmüştür. Nitekim Yeni Fikir dergisini çıkarmasını ise şöyle açıklamıştır: “Kitapların umumi bir cereyan açmak kabiliyeti pek azdır. Kitaplar yalnız ime, hakikate karşı min-el-ezel şedîd, ateşin bir hırs ile çırpınanları cezbedebilir. Tecrübe gösterdi ki cemiyetlerde bu husus da akîm kalmaktadır; hem de kaçıncı tecrübe. O halde yalnız bir çare kalıyor; İlmi bir mecmua.”

VEFATI

İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi memurlarından olan Naci Fikret Baştak, Nuri Osmaniye’de tek başına oturmakta olduğu Halk Apartmanında kalp rahatsızlığı sonucu 5 Aralık 1948’de vefat etti. Merhum Baştak’ın çok fazla eşyası yoktur. Sağlığında toplamış olduğu 3 bin küsur kitapta vefatından sonra varisleri arasında paylaştırılmıştır. 

Dönemin Babalık Gazetesi’nin Sahibi Afif Evren, yakından tanıdığı Naci Fikret Baştak’ı çok yönlü kalem ve fikir insanlarından biri olarak nitelendirerek, vefatından sonra yazdığı yazı da Konya’nın onu yeteri kadar anlayamadığını şöyle ifade etmiştir: 

“O, kuvvetli ve yüksek kültürü, geniş tefekkürü, kudretli ve velut kalemi sayesinde çok para kazanabilir, pek büyük bir şöhret yapabilirdi. Ona ilim gözü ile hangi cephesinden bakılsa hakiki ve büyük bir kıymeti derhal takdir ve teslim edilir. Filozoftur, ediptir, şairdir, kudretli bir muharrirdir, kuvvetli bir tarihçi, bilhassa kıymetli bir Hititolog’dur. O, ne değildir ki! O, bir bilgi ummanıydı. Naci, kendini ilmi istiğrak içinde yaşatan, şöhret ve paradan sakınan, sıkılan tok hassas ve müçtenip bir mizaçtı. Konya’nın N. Fikret Baştak’ın şahsında, gene Konya’yı yalnız kalbi değil, ilmi, tarihi, manâ ve varlığıyla kavrayan, anlayan, duyan ve seven, müstesna ve mümtaz bir evlâdını kaybettiğini söylemek bile zaittir. Maddi sıkıntılar içinde ve inzivagâhında gözlerini kapayan Naci’yi, takdir edemedik. Konya’nın, onu okuyacak ve tetkik edecek genç nesilleri kıymetini daha iyi bilecek ve anlayacaklardır. Tek ve

büyük tesellimiz! budur. Nur içinde yatsın.” 

KAYNAKÇA

ARABACI, Caner (1991), Milli Mücadele Dönemi Konya Öğretmenleri, Konya: Damla Ofset 

DEMİRSOY, Adem (2008), Konya Basınında Afif Evren (1922- 1977), Konya: SÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi

HALICI, Mehdi (2007), Selçuklu’dan Günümüze Konya’da İz Bırakanlar, İzmir: Tibyan Basım Yayım 

KUM, Naci (1949), Naci Fikret Baştak-Ölüm Yıldönümü Vesilesiyle 1891-1948, Konya Halkevi Kültür Dergisi, Yıl: 14, Sayı: 131-132

UZ, Mehmet Ali (2013), Konya Âlimleri ve Velileri, Konya: Meram Belediyesi Kültür Yayınları

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.