banner5

Konya'nın ustalarıydı! 

Deli-dolu halleriyle, bir o kadar da samimi ve içten davranışlarıyla Konya'nın sevilen isimleri haline gelen Çeşmeci Ali Usta ve Kurucu Kazım Ağa; işlerinin ehli birer usta olmalarıyla da nam saldılar. Her iki isim de hala hünerleriyle hayırla yad ediliyor 

Konya'nın ustalarıydı! 

Deli-dolu halleriyle, bir o kadar da samimi ve içten davranışlarıyla Konya'nın sevilen isimleri haline gelen Çeşmeci Ali Usta ve Kurucu Kazım Ağa; işlerinin ehli birer usta olmalarıyla da nam saldılar. Her iki isim de hala hünerleriyle hayırla yad ediliyor 

12 Mayıs 2019 Pazar 15:05
Konya'nın ustalarıydı! 

Konya'nın mihenk taşları vardır, unutulmayan isimler. Bu isimlerden kimisi hizmetleriyle, deli dolu halleriyle bilinir. Ne kadar deli-dolu olsalar da bu isimler Konya'nın sevdiği isimler olmuştur. İşte bu isimlerden ikisi Çeşmeci Ali Usta ve Kurucu Kazım Ağa'dır. Çeşmeci Ali Usta, Çayırbağı suyunu Konya'ya getirmek için uğraşan bir isim olarak dikkat çekiyor. Konuşmasıyla da kendini sevdiren Çeşmeci Ali Usta, işinin de ehli. Ankara'nın Elmalısından suyu Ankara'ya o getirdi, Manisa'nın suya kavuşmasında en çok ustalığı göze çarpan Çeşmeci Ali Usta oldu, Çubuk Barajı'nın suyunu da Ali Usta getirdi. Bu şekilde nam salan Çeşmeci Ali Usta, Çayırbağı suyunu da Konya'ya getirmek istiyordu. Ömrünü bunun için harcadı. Bir diğer isim ise Kurucu Kazım Ağa. Belki de Konya'da bilmeyen yoktur Kurucu Kazım Ağa'yı. Hatta gelişen teknolojiyle birlikte internette "Türkiye'nin en iyi 10 kurucusu" kimdir diye aratsanız, Kurucu Kazım Ağa ilk 10 içerisinde yer alır. Deli-dolu halleriyle ama bir o kadar da samimi tavırlarıyla Konya'nın sevgisini kazanan Kurucu Kazım Ağa, yaptığı yemeklerin lezzetiyle de ün salıyor. Öğle yemeklerini Kazım Ağa'da yiyecek biri için boş bulması, adeta onun için bir şans. Çünkü Kazım Ağa'nın lokantası bu saatlerde hep dolu oluyor. 2017 yılında vefat eden Kazım Ağa'nın ve Çeşmeci Ali Usta'yla ilgili dikkat çeken bilgileri Ali Işık, Konya'nın Gülleri kitabında şöyle paylaşıyor: 

ÇEŞMECİ ALİ USTA 

Yaptığı işe meftunluğuyla adı deliye çıkan Çeşmeci Ali Usta'yı Celaleddin Kişmir sayesinde öğreniyoruz. Kişmir onu şöyle anlatıyor:

-Çekilsinler anadın mı? Çekilsinler, yapamıyorlar demekki anadın mı? Beş para istemem anadın mı? Bedava çalışacağım anadın mı? Çayırbağı Suyunu getireceğim, şehrin o yanı da bu yanı da Çayırbağı suyu içecek anadın mı? Ben de bu işi yapmazsam anadın mı bana da Çeşmeci Ali Usta demesinler...Kendilerini ne sanırlar ki! Bak beni dinle anadın mı, su aziz, mübarektir. Herkes yardım eder. Yıllardan beri halkın suyu ile oynarlar anadın mı? Çekilsinler, ben bilirim doksan mühendisin yaptığı işi yaparım anadın mı? 

Çeşmeci Ali Çalışkan konuşurken dinleyeceksiniz. Yüreği yanık. Konya'nın su işi aklını almış. 18'inde başlamış bu işe. Çeşmeci Ali Ağa de de şurada bir dur. Ankara'nın Elmalısından suyu Ankara'ya getiren kim? Manisa'nın suya kavuşmasında en çok ustalığı göze çarpan kim? Çubuk Barajı'nın suyunu da Ali Usta'dan gayrısı getirmedi. Hatta Konya su deposundaki taksimatı kim yaptı? 

Çeşmeci Ali Ağa'nın fikri şu: 

Çayırbağı'ndan su şehre gelinceye kadar kaybolur. Bir diğeri de Çayırbağı deposundan mevcut boru alamadığı için su dışarı kaçıyor.

Çeşmeci Ali Usta:

-Ne var bunda diyor, anadın mı? Ne var bunu yapamayacak? Çayırbağlıları kaldır anadın mı? Bir yetmedi iki, üç botu ekle anadın mı? Ülen ne var yapamayacak bu işi? Utanmıyorlar halka kuyu suyu içirtmeye! İki kuyu suyu da 36-40 derece içilir mi bu sular. Hep kireç, bir de yağ basarlar içine. İç içebilirsen, karnın şişer, dışarı çıkaman, mideyi kaynatıyor, çoluk çocuk hep hasta. Hay vicdansızlar, iyi suyu getirin de 1 liraya satın anadın mı! 

-Bak sana bir şey daha söyleyeyim, anadın mı? Doktorlar da belediye ile, işletme ile birlik. Halk kötü su içeli beri doktorlar çok kazanır oldu. Bunlar hep danışıklı dövüş anadın mı ben bilirim! 

Çeşmeci Ali Çalışkan Cambaz Deli Osman'ı yakından görmüş; fakat onunla çalışmamış. O günlerde Ali Çalışkan toy bir delikanlı imiş. Şöyle bir caddede salınıverdimi bakakalırlarmış arkasından. Şaka bir yana, Çeşmeci Ali Çalışkan 50 senedir Konya'nın su davasıyla uğraşıyor. Ama Cambaz Deli Osman'ın talihi onu bulmamış, onun bir Ferit Paşası varmış. Ali Çalışkan ise tek başına bir zavallı.

Konya'nın tüm olarak iyi evsafta bir suya kavuştuğu gün şehrin Hükümet Meydanı'nda bir abide dikilmeli. Heykeli Ferit Paşa bir yanında Cambaz Deli Osman, bir yanında Çeşmeci Deli Ali. Bu muhteşem manzarayı daha şimdiden görür gibiyim. Ali Çalışkan bir dava adamı olarak, Konya'nın su davasına eğilmiş ve adının deliye çıkmasına aldırış etmeden sürekli olarak çalışmıştır. Konya, Çayırbağı'na kavuşmadan ölürse gözleri açık gidecek..."

KONYA'NIN KURUCUSU KAZIM AĞA

Onu, 1960 sonrasına doğru tanıdım. Konya Erkek Lisesi olduğum yıllarda. Gençliğimin en güzel, en heyecanlı devresiydi.  O dönemi güzel ve heyecanlı kılmada en büyük pay, ceplerimizin delik kuruşa hasret oluşuydu galiba. Kem talihimizin döndüğü nadir günlerde, elimize geçen 3 kuruşu ezmek için haftasonunu bekleyemez, mutlaka okuldan kirişi kırardık. O yıllar Konya sinema kentiydi. Biz bir gurup firari de buralarda alırdık soluğu hep. O günlerin en hoş esprisi de yine bu anlarda patlatılırdı. Hangi filmi seyredeceğimiz anlaşmazlığa dönüşse de çözüm gayet basitti: Yazı tura...Lakin bu çözümde "Dik gelirse okula gitme" gibi bir seçenek daha dillendirilirdi. Gülüşmelere neden olan bu espriyi de bu seçenek oluşturdu zaten. Paylaşmanın en güzel örneklerini de bu yıllarda yaşamıştık. Dahil olduğumuz bu masum çetede senlik benlik olmadığından birimizin zenginliği hepimizindi.  Sinema paraları denkleştirildiği zaman para kalmışsa, bakılır; şayet yetiyorsa mutlaka soluk Kazım Ağa'da alınıdı. Hele hele bir de kavurmalı pilava yetecek para varsa o gün bize bayramdı. Alaeddin Bulvarı'ndaki Orduevi  Kavşağı'ndan sağa dönüşte başlayan Fevzi Çakmak Sokağı, Mimar Muzaffer Caddesi'ni kestikten sonra Aşık Ömer Sokağı olarak devam eder. Kazım Ağa'nın, küçük salaş lokantası bu sokağın hemen başındadır. Lakin Kazım Ağa Lokantası'nın sözlü adresinde bütün bu cadde ve sokakların esamesi okunmaz. Dünden bugüne hangi Konyalıya "Kazım Ağa'nın Lokantası nerede?" diye sorulsa cevabı "Araboğlu Makası'nda..."

Mimar Muzaffer Caddesi'nin bu kesimindeki Park Sineması'nın , Kazım Ağa'nın Lokantasını geçirverdikten sonra da Rüya Sinemasının birarada bulunması, lokantanın önemini bir kat daha artırdı. Zira diğer sinemalara göre arter dışında kaldıkları için okul ve sanayi kaçkınlarının uğrak yeriydi bu sinemalar. Kuru (fasulye) ve nohut...Bu kalender menüsünü en moderninden en salaşına bütün Konya lokantaları bulundursa da Kazım Ağa'dan başkası bu yemekleriyle öne çıkamamıştı. Kazım Ağa lokantasının bu denli ünlenmesinde yemeklerinin lezzeti kadar, onun müşteriyle olan sıra dışı, lakin samimi, davranışlarının etkisi de büyüktü kuşkusuz. Kazım Ağa'nın lokantası hijyen takıntısı olanlara göre bir yer değildi. Zira Kazım Ağa'nın beline bağladığı önlüğün kir ve yağdan rengini kolay kolay kestiremezdiniz. Diğer yandan masalarla birlikte üzerindeki tabaklarla bardakların dahi silindiği, işi bittiğinde de omuzdan aşağı sallandırılan beyaz bez parçası, daha birkaç kullanımdan sonra griye çalardı. Ama olsun, Kazım Ağa gibi bir gönül eğlencesi vardı ya...

Lokantada zaman zaman farklı sulu yemekler çıksa da, varsa yoksa sade kuru fasulye veya nohut yahut beraberlerinde üzeri fasulyeli, nohutlu veya az kavurmalı bir pilav, olmazsa olmaz garnitür kuru soğan ve bolca ekmek...Lokantaya tam öğle vaktinde gelmiş ve oturmak için bir masa kenarı bulabilmişseniz şanslısınızdır. Yoksa kapı önünde bir kişinin kalkmasını beklersiniz. Söylediğiniz yemeği hemen getiren Kazım Ağa'nın baş parmağı yemeğe batmış olabilir. Ağa, yemeği masaya koyduktan sonra parmağını ağzına şaplatarak yalar, ardından da önlüğüne bir güzel siler geçer. Çoğu zaman masada yerini alan müşterisine ne yiyeceğini sormadan getirir kuru tabağını önüne koyar. Müşterinin şaşkın bakışları eşliğinde: "Ermiş misin Kazım Ağa, kuru isteyeceğimi nerden bildin" sözüne cevabı hazırdır: "Ülen gidi, bu pahalılıkta kurudan başka yemek mi yenir? Hadi zıkkımlanacaksan zıkkımlan oyalama beni!" Yoğun zamanlarında ilave ekmek, soğan, tuz veya biber isteyenlerin bu isteklerini Kazım Ağa bir uçtan bir uca müşterilerinin başları üzerinden uçurur. Müşteri kapabilirse ne ala, aksi takdirde uçarak gelen arzusunun yolculuğu ya yemek tabağında ya da kafasında son bulur. İşinin yoğun olduğu anlarda yemek yemeği ağırdan almanız hele ilave bir yemek istemeniz, Kazım Ağa'yı cin atına bindirmeye yeter. Yemek yemeyi ağırdan alan müşteri önce uyarılır, bu uyarıya rağmen istifini bozmayanın, yemeğini bitirip bitirmediğine bakılmaksızın tabağı önünden çekip alını. İlave yemek isteyenlere de ayakta bekleşen müşteriler gösterilerek pek de kibar olmayan bir eda ile kapı gösterilir. Bazen hesap ödemek istemeyen müşterileri bu sıkışıklığın içerisinde günün en büyük banknotunu uzatır. Para hesabına aklı ermeyen Kazım Ağa, müşterinin sırtını sıvazlayarak "Hadi sonra verirsin parasını" diyerek para almadan müşteriyi uğurlar. Lokantanın gedikli müşterilerinin çoğunun tek amacı, karın doyurmak değildir. Bunlar bir yandan karınlarını doyururken diğer yandan da Kazım Ağa'yı kızdırıp sövdürecek düzen peşindedir. 

Konya'da: "Konya'nın kurucusu kimdir?" sorusunun doğmasına vesile olan Kazım Ağa veya namı diğer Deli Kazım (Güler) 21 Haziran 1928 tarihinde Konya'nın Hatunsaray nahiyesinin Detse köyünde doğmuştur. Annesinin adı Hanım, babasının adı Mehmet'tir. İlkokulu bitirdikten sonra İstanbul Caddesi'nde bir lokantada çalışma hayatına başlar. Üzerinde büyük bir emeği olan ustası "Avare Mustafa"dır. Askerliğini 1948-1950 yılları arasında İstanbul'da yapar. Askerlik dönüşü Ahmet ve Sultan Benlioğlu'nun kızları Merdane Hanım'la evlenir. Bu evliliğinden Hidayet, Kenan ve Ahmet adında üç oğlu vardır. 

Aşçılık tecrübesini Lezzet Lokantası'nda geliştiren genç Kazım'ın bir gün ustasının: "Bak evlat, her geçen gün şehri kalabalıklaşıyor. Sen de kendine bir mekan bul; kuru yap, nohut yap, pilav yap, kavurma yap, sat. Sen artık bu işi başarırsın." sözleri cesaretlendirir. Hanımının da sürekli dillendirdiği arzusu bu yönde olunca 1960'ların başında halen çocuklarının çalıştırdığı lokantayı açar. İlerleyen yaşlarında lokantayı çocuklarına teslim eden Kazım Ağa, 9 Ocak 2017 tarihinde vefat eder ve aynı gün Musalla Mezarlığı'nda toprağa verilir. 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.