banner5

Cepheye gitti, irşat etti 

Bozkırlı Abdullah Fevzi (Tanrıkulu) Efendi, Osmanlı’nın son döneminde kendini yetiştirmiş bir müderris. I. Dünya Savaşı sonrası çıkan seferberlik ile orduya katılmış, Çanakkale ve Sina Cepheleri’nde cephede irşat hizmetinde bulunmuştur. Eğitimde ve askeriyedeki hizmetlerine rağmen Delibaş Hadisesinde suçlu bulunmuş yıllarca sürgün bir hayat yaşamıştır 

Cepheye gitti, irşat etti 

Bozkırlı Abdullah Fevzi (Tanrıkulu) Efendi, Osmanlı’nın son döneminde kendini yetiştirmiş bir müderris. I. Dünya Savaşı sonrası çıkan seferberlik ile orduya katılmış, Çanakkale ve Sina Cepheleri’nde cephede irşat hizmetinde bulunmuştur. Eğitimde ve askeriyedeki hizmetlerine rağmen Delibaş Hadisesinde suçlu bulunmuş yıllarca sürgün bir hayat yaşamıştır 

14 Mayıs 2019 Salı 14:04
Cepheye gitti, irşat etti 

Bozkırlı Abdullah Fevzi (Tanrıkulu) Efendi, Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında fenni ve dini ilimlerde kendini yetiştirmiş önemli müderrislerinden biridir. Çok sevdiği medresesini ve öğrencilerini bırakarak Birinci Dünya Savaşı’nda fiilen savaşa iştirak etmek için gönüllü olmuştur. İlmi yönünün yanı sıra askeri ve siyası yönü de olan bir müderristir.

Her yönüyle incelenmesi gereken Abdullah Fevzi Efendi, 1883 yılında Bozkır Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. İlköğrenimini köyde tamamladıktan sonra, Konya’ya geldi ve Memiş Efendi’nin küçük oğlu Hasan Kudsi Efendi’nin derslerine devam ederek ondan istifade etti. Islah-ı Medaris’e devam ederek icazetini Ahmet Ziya Efendi’den aldı. Aldığı icazet, Cumhuriyet Döneminde yüksek tahsil kabul edildi. Tahsilini tamamladıktan sonra, bir süre köyüne döndü ve orada talebe okuttu. Abdullah Efendi, köyünde fazla kalamayarak tekrar Konya’ya geldi ve hocasının yanında müderrislik yaptı ve akaid dersleri okuttu.  Medrese tahsili ile yetinmeyen Abdullah Efendi, Konya Daru’l-Muallimîn’e girerek oradan da diploma aldı. Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale, Sina Cephesinde, Milli Mücadele Döneminde de Batı cephesinde savaştı. Abdullah Fevzi Efendi, Delibaşı İsyanı’ndan sonra emniyet güçleri tarafından aranması sebebiyle hoca amcası Abdülhâlim Efendi ile zor şartlar altında arazide ve dağlarda yaşamak mecburiyetinde kaldı.

Cumhuriyet döneminde, Konya Merkez Vaizliği görevinde de bulunan merhum, Kapı Cami’inde vaazlar verdi. 1940’lı yılların başında Vakıfar Genel Müdürülüğü’nde Vakıf Kayıtlar Müdürlüğü Arapça Mütercimi olarak çalıştı. Burada fazla kalmadı ve tekrar Konya’ya eski görevi olan Merkez Vaizliği’ne döndü.

Abdullah Fevzi Efendi, Osmanlı Türkçesini en güzel ve güçlü bir tarzda yazmak ve gerekirse kelam münakaşalarına girmek üzere, mensub olduğu ilim ma'hedinin büyükleri ve müderris hocaları tarafından hazırlanmış bir ilim ve basın mensubudur. Abdullah Fevzi Efendi ve arkadaşları tahsilleri boyunca bir devleti yönetecek ilmi ve akli dirayete, bilgi ve cesarete sahip olarak yetiştirilmiş ve ülkedeki siyaseti yakından izlemişlerdir. Bilgi yönünden  donanımlı oldukları için inandığı doğruları sonuna kadar savunmuş ve kararlılıkla mücadelesine devam etmiştir.

ABDULLAH FEVZİ EFENDİ'NİN İLMİ VE SİYASİ YÖNÜ

Küçük yaşlardan itibaren kendini yetiştirmiştir. Şüphesiz ilmi ve siyasi yönünün şekillenmesinde en büyük etkiyi Paşa Dairesi olarak bilinen Islah-ı Medaris'te okuması olmuştur. O yıllarda Paşa Dairesi Talebe-i Ulumdan Abdullah Fevzi imzasıyla Islah-ı Medaris'in yayın organı Meşrik-i İrfan da yazılar yazdı. Makaleleri incelediğinde dini ve siyasi konularda ne kadar bilgili olduğu ortaya çıkmaktadır. 

"Menba-ı İrfan Medaristir, Gülzar-ı Mearif Yine Medresedir", adlı makalesi muhtemelen o günlerde medreseler için ortaya atılan ve medrese eğitimlerini konu alan önemli bir yazıdır.  Abdullah Fevzi Efendi yazılarında medrese eğitimi üzerinde sıklıkla dururken Osmanlı halkının dine sarılması nispetinde vatan koruması ve hürriyetini muhafaza edeceğini dile getirmektedir. Zeynelabidin Efendi, Rifat Efendi, ve Ahmed Ziya Efendiler tarafından kurulan Islah-ı Medaris ise sıradan bir medrese değildir. Zamanın ihtiyaçlarına cevap verecek modern anlayışta bir medresedir. 1909 yılında eğitime başlayan Islah-ı Medaris-i İslamiye, medreselerin çağdaş anlayışla ıslahında İstanbul’a model olmuştur. Medrese devletten herhangi bir yardım almadan kurulmuş, ihtiyaçlarını Islah-ı Medaris-i İslamiyye Cemiyet-i Hayriyesi tarafından halkın desteğiyle karşılamıştır.  Böylece dini ve ilmi ilimlerde kaliteli din adamı yetiştirme projesinin uygulandığı bir medrese hayata geçirilmiştir. Abdullah Fevzi Efendi gibi hocalarının cepheye gidişi, kurucularının İttihat ve Terakki Partisi’ne karşı Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanında yer almaları nedeniyle 1917 yılında kapanmış ancak yetiştirdiği öğrencilerle Konya kültür hayatında derin izler bırakmıştır.

Abdullah Fevzi Efendi Islah-ı Medaris'e devam ederek ilmi icazetini 1912'de Ahmet Ziya Efendi'den almıştır. İcazetten sonra Islah-ı Medaris'te Akaid dersleri vermiştir. Onun aldığı bu icazet belgesi Milli Eğitim Bakanlığınca 1942'de tasdik edilerek yükseköğrenim dengi kabul edilmiştir.  Abdullah Fevzi Efendi Islah günlerinde de kalemini diri tutarak biyoloji (ilm-i mevalid), itikadi İslam mezhepleri ve devlet siyasetine dair makaleleriyle yayın hayatındaki konumunu muhafaza etmiştir.

Medresenin bu şekilde bir hedef için kurulmuş olması Abdullah Fevzi Efendiyi de kaliteli bir müderris yapmıştır. Vefatına kadar ilim aşkıyla yanmış, öğrenmeyi ve öğretmeyi hiçbir zaman bırakmamıştır. Bu nedenle ordudayken tabur imamlığı görevi verilmeden önce bunun geçici olmasını istemiştir. Yeniden medreseye dönme isteğini şöyle belirtmiştir: "Benim tırnaklarım çıktığı günden itibaren dini ilimler öğrenimine gönderildim, o işe verildim. Orada yetiştim, orada büyüdüm. Bu öğrenimde yükseldim. Kalbim bu yolda hayat buldu, dirildi. Ruhum onunla atar." Yaşadığı askerlik günlerine de medresesine kavuşacağı günlerin özlemiyle katlanmıştır.

ORDUYA KATILAN BİR MÜDERRİS

Abdullah Fevzi Efendi 1914 Aralık ayında öğrencilerinin askere alınmasını müteakib müderris olması sebebiyle askerlikten muaf olmasına ve subay olarak görev yapabilme imkânına rağmen er olarak orduda görev yapmayı istemiştir. Burada tek sebep orduyu tanıma ve çoğu İttihat ve Terakki taraftarı olan subay grubunun İslam ile alakalarını öğrenme merakı olmuştur. Onun için huzur, ya öğretim işi ile meşgul olma ya da bu işe denk bir kulluk görevi ile vazifeli olmaktır. Onun için vatan savunması içinde yer almıştır. 

Kendisi cephede Tabur İmamı olarak görev yapmıştır. 2 Ağustos 1914’te ilan edilen seferberlik ile askeri hazırlıklara başlanmış bu çerçevede birliklere imam ve müftüler de tayin edilmiştir.  Bu usul Yeniçeri Ocağı’nda Ocak İmamı olarak başlamış, daha sonra kurulan tüm ordularda devam etmiştir. Bu kişilerin vazifesi ise askerin, cephede dinî ihtiyaçlarının yerine getirilmesinin yanında taarruz öncesi ve sırasında gayretini artırıcı telkinlerde bulunmak olarak uygulana gelmiştir. Şurası önemlidir ki Çanakkale’de, bir milletin ve onun temsil ettiği medeniyetin nurunu söndürmek için gelmiş düşmana karşı duran askerlerin en önemli teşvik unsuru ise bin yılı aşkın müntesibi olduğu İslam olmuştur. Bu şuurun kazanılmasında ise en önemli etken orduda görevli resmi imamlar ve müftüler olmuştur denilebilir.Çanakkale Cephesinde bulunan Müderris Abdullah Fevzi Efendi de cephede irşat hizmetinde bulunmak istemiştir. Ancak bu görev noktasında isteksiz görünen kumandanına şu serzenişte bulunmuştur: 

“Resmî ve özel Osmanlı Devleti gazetelerinde, seferberlik öncesi günlerde, gerek hükümetin, gerek şahısların ağzından bazı sözler yayınlandı. Devlet resmî olarak şunları beyan etti, ulema ve tahsildeki öğrencilerle ilgili askeri kanun ayrı bir hüküm koymadığı için, onları müstesna tutmadığı için şöyle emretmektedir: ‘Bu kişiler askerle birlikte bulunacaklar, onları okutacak, irşat edecek, dini konularda askeri aydınlatıp cihadın faziletini anlatacaklardır. Böylece askeri manevi silahla teçhiz edeceklerdir. Bu silah düşman üzerinde bombalardan, şarapnellerden, en büyük mermilerden, patlayıcılardan çok daha etkili olmaktadır. Sözü edilen mürşitler, makamlarına ve ilmî kişiliklerine uygun bir takım vazifeler alıp onları yerine getiriyorlar. Hatta üniversite hocaları demek olan müderrisler hakikatteki sarıkları başlarında taşıyıp asker içinde bu kıyafetiyle onlardan ayrılıyorlar. Onları kimse hafife almıyor ve hukuklarını kimse ihlal etmiyor. Hani bugün o gazetelerde yer alan vaatler yerine getiriliyor mu? Yoksa o vaatler asılsız vaatler mi idi?”

Bu ifadeler üzerine kumandan, “Nizami kıtalarda senin söylediğin gibi özel bir durum yok. Âlim, cahil burada eşittir. Burada imtiyazsız, rüchansız herkes eşit bir haldedir” cevabını verir fakat birkaç gün sonra “bölük imamlığı” ile görevlendirilerek askerin manevi yönden güçlü olmasını sağlamıştır. 

Abdullah Fevzi Efendi'ye göre savaşta başarılı olabilmek için, askere, kuru bir vatan sevgisinin savaşın en dehşetli zamanlarında sönebileceği ve bunu engellemenin yolunun cihad bilinci kazanmak olduğu fikrinin aşılanması gerekmektedir. Bu noktada görüşlerini ve İngilizleri iyi derece de tahayyül eden düşüncesini hatıralarında şu şekilde ifade etmektedir: 

İngilizler siyasetleri gereği bir yeri her zaman yakıp yıkarak ele geçirmezler. Halkı rahatlatıp içlerinden bazılarını kendi memleketlerine eğitime göndererek kendileri gibi düşünmelerini sağlayıp siyasi emellerini bu düstur ile hayata geçirirler. Askere telkin edilen, düşmanın memleketi yerle bir edip kutsal mekanları yakıp yıkarak mahreminize el uzatanlar fikri böyle bir durumda işlevsel olmayabilir. İngilizlerin bu insan avına karşı inançlı, Allah yolunu esas alan mücahitler gereklidir. Bu mücahit vatan sevgisini ve toprağını ikinci planda tutarak i'lay-ı kelimetullah'ı asıl hedef yapmalıdır.”

Cephe de üzerinde durduğu konuların başında ise namaz gelmektedir. Komutanlarla olan görüşmelerinde ve askerlere yaptığı konuşmalarda namazın önemini vurgulamaktadır. Bu nokta da düşünceleri şöyledir: 

"Namaz temizleyici, arıtıcı, ahlakı güzelleştirip arındıran tasfiye eden insanı adi işlerden, aşırılıktan ve münkerden alıkoyan, devamlı iyiliğe bağlayan yüce bir kulluk türüdür. Müminlerin kalplerini birleştiren ancak namazdır. Onlara Miraç hazzı veren,onları ruh olgunluğuna eriştiren, takvali Müslümanlara doğru hidayet yollarını açan ancak namazdır. Namaz, yüceler yücesi Rabbimizden gelen bir buyruk olup, Peygamberimiz ve İslam ordu komutanlarının cümlesi tarafından uygulanan bir ibadettir. Çünkü toplumun bozulması insanın ibadetlerden uzaklaşması sebebiyle olmaktadır." 

Görüldüğü gibi dini anlamda ilmini her yerde ve şartta uygulamaktan çekinmemiş, millet olarak başımıza gelen olayları da ümmetin işlediği günahlara bağlamıştır. Savaş sonrası çıkan seferberliği de bu bağlamda değerlendirir ve ümmet üzerine düşen seferberlik belası ve kafirlerin vatan toprağına musallat olmalarının, ümmetin işlediği günahlar neticesinde başa gelen musibetler olduğunu vurgular. 

Çanakkale’deki hizmet döneminin ardından Abdullah Fevzi Efendi için Irak Cephesi görülür. Yolda komutanından aldığı 4-5 saatlik izinle Islah-ı Medaris-i İslamiyye Medresesini

ziyaret eder. Hocaları, dostları ve öğrencileriyle hasret giderir ve öğrencilere nasihatte bulunur. İlim ve fen yolunun ne kadar önemli olduğunu vurgular. Medresede verilen ilimleri gerdanlığa benzetmiş, aldıkları ilimleri delil ve bürhanlarıyla öğrenmelerini, öğrendikleri bilgileri ancak yazılarla kendilerine mal edebileceklerini, dolayısıyla devamlı suretle edebiyat, belagat ve dilin etkili kullanımı konusunda titiz davranmalarını tavsiye etmiştir. Vasiyet olarak ise her ne durumda olurlarsa olsunlar Allah'a karşı takva üzere kulluk ve itaat etmelerini, her sıkıntı ve darlıktan kurtuluşun takva üzere olmakla gerçekleştiğini söylemiştir. 

DELİBAŞ HADİSESİ VE HİCRET YILLARI

15 senelik bir “tahsil ve askerlik” döneminden sonra, Konya’da hayat ve geçim şartları zor ve pahalı olduğu için bir müddet Bozkır’da kalmak ve durumu muhakeme etmek üzere doğum yeri ve dedelerinin vatanı olan Hocaköyü’nün bağlı olduğu Siristat’a giden Hazret, birden kendisini Hâdisât “Bozkır Olayları” içinde buldu. 31 Mart 1919'daHürriyet ve İtilaf Fırkasının Bozkır Şubesi açılışında bir konferansverdi. Konferansta Halife'ye bağlılığı olunması gerektiği üzerinde durdu. Hocası Zeynelabidin Efendi'nin siyasi görüşlerini savunan Abdullah Fevzi Efendi'nin bu konuşmasından sonra Bozkır’da Delibaş Mehmet Ayaklanması hadisesi baş göstermiş, Halife'ye olan bağlılıkları onları biranda suçlu konumuna getirmiştir. Abdullah Fevzi Efendi'nin hakkında çıkarılan yakalama kararı sonrası, hayatının, gizlenerek yaşadığı dönemi başlamıştır.Abdullah Fevzi Efendi, Delibaşı İsyanı’ndan (Mayıs 1920) sonra emniyet güçleri tarafından aranması sebebiyle müderris amcası Abdülhâlim (Kuz) Efendi (1856-1941) ile zor şartlar altında arazide ve dağlarda yaşamak mecburiyetinde kalmıştır. 1919-1923 yılları arasında gizlenerek geçirmiştir. Yaşadığı günlerde, bir zaman teyzesinin evinde ahırda 10-15 gün kadar kaldığını; gündüzleri daha fazla ibadetle, geceleri ise kandil ışığında Gazalî'nin İhya adlı eserinin birinci cildini ve Suyüti'nin Eşbah adlı eserini mütalaa ederek geçirdiğini bildirir. Zor şartlar altında olmasına rağmen ilimle meşguliyeti bir kenara bırakmamıştır.

VEFATI

Hocası Hasan Kudsi Efendi’nin kızı, Hatice Hanım’la evlendi. Ziya (1932-1978), Nuri (1938)ve Havva (1933-1984) isimli çocukları oldu. Soyadı kanunu ile Tanrıkulu soyadını almıştır. 1943 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonunda vefat etti ve Hacı Fettah Kabristanı’nda toprağa verildi.

Hayatındaki en önemli bölümlerinden birini de Çanakkale Cephesi’nde bulunmuş olması oluşturmaktadır. Birinci Dünya Savaşında en önemli cephelerden biri olan Çanakkale Cephesi, askeri ve siyasî yönden olduğu kadar eğitim boyutunda da araştırılmaya değerdir. Cephede ve cephe gerisinde öğretmenlerin faaliyetleri, eğitim kurumunu doğrudan etkilediği gibi diğer kurumları da etkileme gücüne sahiptir.Abdullah Fevzi Efendi de bulunduğu süre içinde önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Müderris olarak, cephede irşat hizmetinde bulunarak askerin manen moralini yükselteme görevini talep etmiştir. Tabur İmamlığı ile askere manen techiz, irşat vazifesini yapabilme mutluluğunu yakalamıştır. 

Bu açıdan Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu teşekkürü hak etmektedir. Bozkırlı Abdullah Fevzi (Tanrıkulu) Efendi’nin hatıralarını çok güzel şekilde kitaplaştırarak şehir kültürümüze, tarihimize ve Çanakkale’deki eğitim ordusunun bilinmesine büyük katkı sağlamıştır. “Çanakkale Savaşında Bir Müderris Abdullah Fevzi Efendi”, “Bir Müderrisin Sürgün Yılları Abdullah Fevzi Efendi” ve “Abdullah Fevzi Efendi Risaleler” adlarıyla yayınladığı eserler, benzer çalışmalara örnek olacak kültür hazinesi niteliğindedir. 

KAYNAKÇA

BİLGİLİ, İSMAİL (2013), Osmanlı Son Dönemi, Nitelikli Din Adamı Yetiştirme Projesinin Bir Örneği Olarak “Konya Islâh-I Medâris-İ İslâmiye” Medresesi, Dini Araştırmalar ve Küresel Barış Sempozyumu, Editörler: Prof. Dr. Muhiddin Okumuşlar vd., Konya: TİMAV Yayınları.

İNAM, Abdulhalim (2017), Türk Ordusunda İmamlık Müessesi ve Çanakkale MuharebelerindekiMânevî Rolü, Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 1(2)

KOÇKUZU, Ali Osman (2011). Çanakkale Cephesinde Bir Müderris Abdullah Fevzi Efendi, İstanbul: İz Yayıncılık

KOÇKUZU, Ali Osman (2010), Bir Müderrisin Sürgün Yılları Abdullah Fevzi Efendi, İstanbul: İz Yayıncılık

KOÇKUZU, Ali Osman (2012), Abdullah Fevzi Efendi Risaleler, İstanbul: İz Yayıncılık

TAŞEL, Lütfi (2016), Abdullah Tanrıkulu Şahsiyeti, İlmi Ve Düşünce Yönü, Şehir ve Alimleri, Konya: Necmettin Erbakan Üniversitesi Kültür Yayınları 

UYGUN, Selçuk (2019), I. Dünya Savaşı Çanakkale Cephesinde Öğretmenler, SDU InternationalJournal of Educational Studies, 6(1)

http://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/abdullah-fevzi-tanrikulu-efendi/-ERİŞİM:14.05.2019

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.