banner5
banner68

Bir varmış, bir yokmuş… Mutluluk denen tılsımlı şey varlığını kısa sürdüren, herkesin ağzına bir parmak bal çalıp kaçan bir periymiş. Diyar diyar gezer, kişiden kişiye farklı sevinçler sunarmış. Mutluluğa uğrayanlar belli bir müddet hayal dünyalarının nadide bahçelerinde zaman geçirirlermiş. Hiç uyanılmak istenmeyen bir hülyadaymış gibi…

Bir de onun zıttı olan hüzün varmış. O da mutluluk gibi her gönül evinin bacasından girer, insanları çeşitli hüzünlere uğratırmış. Musallat olduğunun yakasını da öyle kolay kolay bırakmaz, çok kıskandığı mutluluğun, sunduğu günleri unutturana kadar çeşitli senaryolar ile zihinleri meşgul edermiş.

İyilerin hep kazandığı, kötülerin daima mağlup olduğu masallar gibi değil gerçek hayat. İki zıttın ardı arkasına silsile oluşturduğu, birbirinin yerine göz koyduğu, taht kavgasına giriştiği; huysuz, kıskanç, hırçın iki kardeş gibi didişip duruyorlardı mutluluk ve hüzün.

Çıkmaza gidiyorum, yolun sonu görünmüyor, her şey bitti derken seni kurtaran iyilik meleğinin tılsımı; mutluluk. Hayat büyüsüne kapılmış iken, rüyanda aniden düştüğünü hissedip uyandığın gibi bu fani uykusunda seni silkeleyerek kendine getiren varlığını hatırlatan bir tokat; hüzün.

Ve ikisi arasında mekik dokuduğumuz bir ömür miktarı hayat…

Gerçek hayat hiçbir zaman tamamen mutlu sonla ya da hüzünlü bir keşke ile sonlanmıyor. İkisinden de biraz yaşanmışlık ile son buluyor. Fakat hüzün biraz ağır basıp mutlu günleri unutturuyor ve ona takılı kalmamızı sağlıyor sanırım.

Değil mi şems? Senin aydınlığının dahi devamı karanlık… Sanırım her şey zıttına âşık. Fakat bizi yoran hüznün ıstırabı neden bu derece ağır?

Omzuna dokunan elle, gözlerinin göğe, aklının bilinmezliğe doğru yol aldığı anlardan kurtulup sevdiğinin gözlerindeki pırıltı ile buluştu gönül pencereleri… Beraber seneler önce yürekleri birken geldikleri pikniğe bu sefer hayatlarını da birleştirerek gelmişlerdi.

Bir çadır, bir tüp ve ufak bir hazırlık anıları demlemelerine yetmişti de artmıştı bile… O günlerin sıkıntıları bitmiş rengârenk yeni bir hayatın bahçe kapıları aralanmıştı. Yol alabildiğince el ele yürüyeceklerdi bundan sonra… O kapıdan girerken söz vermişlerdi. Hüzne fırsat vermeyeceklerdi. Gelse bile onunla da mutlu olmayı bileceklerdi.

Hayat mutluyken kısa, hüzünlüyken uzun geliyor bizlere… Fakat her iyiliğin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde de bir iyiliğin var olduğunu unutmamalı. Efsanevi hayatların bile güzelliği içinde olan keşmekeşlerden kaynaklanıyor.

Hayat alevli bir ateş, yanıp kor olmadıkça senin yakanı bırakmıyor. Sonra imil imil içine işlercesine sönmeni, kendinde yine kendini bulmayı sağlıyor. Güçlü olmalı, aklını da yüreğini de yormamalı…

Dalda kalmak uğruna tüm yaşam özünü kaybedip; sararıp, kızardıktan sonra sonbahara teslim olmamak için… Bazen yemyeşilken kaderine razı olup bırakmalı hayatın ellerine kendini insan. Pes ettiği için değil yeni yollar, başlangıçlar ve diriliş için.

Köklerin toprağa sımsıkı tutunduktan sonra üzerini kaplayan beyaz örtü bile yeni bir diriliş için seni besleyen yaşam özü olacaktır. Bu hayatla inatlaşmayı seçenlerdenim. Bir gün son bulacak yaşamımın bilincinde olsam dahi kahramanca savaştığım için kendimle gurur duyacağım bir hayata imza atmak istercesine… Kapımızı çalan; mutlulukta, hüzünde olsa hoş gele…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner49

banner52