banner5

Bireyleri bencil olan bir toplumda, ticaret ve ahlâk yan yana gelmesi zor olan iki kavramdır. Genellikle ahlâkın olduğu yerde iyi bir ticaret olmuyor veya ticaretin olduğu yerde ise ahlâka gereğince riayet edilmiyor. Bunun için bu iki kavramı barıştırmak ve bir daha ayırmamak gerekiyor. 

Hele bu günümüz şartlarında çok gerekli bir konudur. Yapılacak bir işte başarılı olmanın sırrı, ahde vefa, sözleşmeye sadakat, kârda kanaat ve imalatta dürüstlük gibi ahlâk ölçülerine bağlı hareket etmekte gizlenmiştir. Kâr uğrunda utanmayı, çıkar sağlayacağım  diye merhameti, servet yolunda şeref ve haysiyeti feda etmemelidir. Ticaret ahlâkını ayaklar altına atarak kazanç elde etmeye kalkışan kimse, cevahiri verip, cam kırığı satın alan gibi hatalı bir yol tutmuş olur, harama ve faize düşer de haberi olmaz. 

Bizim dünya ve ahiret mutluluğumuzu hedefleyen yüce ve yüceltici dinimiz İslâm; her konuda olduğu gibi, ticaret hayatımızla ilgili de ölçüler koymuştur. İslâm, insanın Yaratanı ile toplum ve eşya ile ilgisi arasında mutlak bir bağ görür. İnsanın Yaratanı ile ilişkisi Rab-kulluk ilişkisidir ki, buna ibadet denir. İnsanın bir toplumsal varlık olarak, insanlarla, diğer varlıklarla, eşyayla ilişkisinin adı da muamelattır. İslâm'da muamelatla ibadet bütünlüğü vardır. ‘Hayatını İslâm'a göre yaşama’ gayretinde olan, haramı helali bilip ona göre alış-veriş yapan bir müslümanın yaptığı her şey ibadet sayılır. 

Çünkü geniş anlamıyla ibadet Yüce Allah (c.c.)’ın hoşnut ve razı olduğu bütün fiil ve davranışları kapsamına alır. Kişinin kazancını helal yoldan, İslâmî ahlâk ve fazilet ölçüleri içinde elde etmesi de bir ibadettir. Elbette ticaretimizin ibadet olabilmesi için neyin doğru neyin yanlış olduğunun bilinmesi gerekir.  

Her şeyin bereketini silip süpüren bencilliği, çıkarcılığı, sömürüyü ön plana çıkaran kapitalist ekonomik anlayış ancak ‘ticaretin de ahlâkı olur muymuş’ diyebilir. Çünkü ahlâk, onların yaptıklarına karşı çıkar. Biz Müslüman olduğumuza göre; bizim toplumumuzda ticaretin de ahlâkı vardır. Biz de bu ahlâka uygun ticaret yapmak sorumluluğundayız.

İşlerinde ‘doğruluk’ ve ‘güven’i esas alan kimseler insanların en üst tabakasını teşkil eden peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihler zümresinde yer alabilirler. Hadis-i şerifte bu iki durumun tüccarlar hakkında zikredilmesi, bu iki özelliğin daha çok ticaret hayatındaki önemini ifade eder. Bir memlekette iktisadi kalkınma, herhalde öncelikle doğruluk ve güvene bağlıdır. Doğruluğun olduğu yerde güven oluşur. Güvenin olduğu yerde az sermayeler bile bir araya gelerek en büyük kalkınma faaliyetlerine yönlendirilebilir.  

Kazancınız helal gününüz bereketli olsun….

REMZİ CAN 

CANİNŞAAT GENEL MÜDÜRÜ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.