banner5
Ayşe Yılmaz
Ayşe Yılmaz
Yazarın Makaleleri
Bu zalimlik ne içindi?
Elime kalemimi alıp iki kelam yazacak oluyorum kirli sayfalara. Heceler saklanıyor, cümleler susuyor, kalem şahitlik etmiyor yazmaya niyet etmiş elime. Oysa kararlıydım, yazacaktım zulmün lügâtçesini.  Söyleyeceğim var ise de susuyorum....
Âlemin sırrı tek bir isme sığmaz
Hikâyemi anlatmadan evvel sizlere adımı söylemem icap ederdi. Fakat adımın zikri en zor kısımdı. Bütün hikâyem, yine adım ile başlayan noktada bitiyor, öteye yol gitmiyordu. Her şeyimle sadece bu kadardım da, azametimi anlatmak için sadece...
Gece hikayesi 
Ecelin mukadder olup, Allah tarafından kula biçilmiş olan ömrünün nihayeti anlamına geldiğini ve bu sonun kazaya ulaşacağı vaktin şaşmayan bir saat ibresi gibi asla değişmeyeceğini öğrenmiştim artık. Çünkü sona yaklaşmıştım. Biliyordum....
Buhur-u Meryem 
Başka bir ayda yazmam imkânsızdıbu yazıyı. Eylül şairlerin ayı; kasım dertlilerin. Ben muharririm. Sonrası kara kış, öncesi yaz… Başımı göğe kaldırdığımda suratını asan bulutları görmeden, bir palamut ağacı yapraklarını dökmeden...
İste ki beni bulasın...
Bu dünyada bütün seferlerini tamamlamış yorgun bir seferi, bütün milatlarını unutmuş, zaman yetimi bitimsizlerden biriydim yalnızca. Şahitti seni bana hayal kılan Rab ve seninle birlikte gördüğümüz her şey, sen gittikten sonra da şahit...
Bir mektup yazacaktım!
Bu yazıyı yazmak için defterimi, yeşil mürekkepli kalemimi, yaşı yarım asra yaklaşmış kurmalı saatimi ve elbette çayımı, şarka bakan penceremin önünde bekçilik eden masama bıraktım. Hepsi hazır ve nâzır beklerken, çayım soğurken,...
Kalemimi arıyorum
Anahtarını kaybetmiş yaşlı bir kadının kapı önünde kalakalmışlığı düşer aklıma. Unutkanlığımdan utanır, utancımdan yanılırım. Yaz gelmiş, mevsim sarıya dönmüş benim içimdeki kışlardan bihaber. Ben “Bana ne ki dünyadan!”...
Hangi renkti gözleri? 
Ne kendine ne de yaşadığı hayata ait olmayan iki insan, iki ömür, iki derme çatma baht!  Her şeyleri ikilik olup da yaşadıkları aşk tek olacak olan iki isimsiz. Azam, benim ondan önceki yaşamışlığımın nihayeti, ondan sonra yaşayacağımın...
Kahır, kader, kefaret!
Tefeül damlatılmamıştı benim fıtratıma. Saf ve temizim diyemesem de, henüz işlenmemiştim, ya da daha yazılmamış bir kitabın sahifeleri gibiydim. Boştum!  Bütün hikâyelerin sadece ve sadece okunmak için yazıldığına ve yaşanmamışların...
Yazmak!
Anahtarını kaybetmiş yaşlı bir kadının kapı önünde kalakalmışlığı düşer aklıma. Unutkanlığımdan utanır, utancımdan yanılırım. Yaz gelmiş, mevsim sarıya dönmüş benim içimdeki kışlardan bihaber. Ben “Bana ne ki dünyadan!”...
SELAM DA NOKTADA, VEDA DA!
Evrendeki bütün lisanların, cümlele- rin, sözlerin, yazılmış bütün misallerin ve  kâğıt ile kalemin ürünü olan bütün cisim- lerin evveliydi nokta. Bu gerçeği öğrenmiş  olmanın, ya da çok önceden biliyor olsam  da henüz...
Nokta!
Evrendeki bütün lisanların, cümlelerin, sözlerin, yazılmış bütün misallerin ve kâğıt ile kalemin ürünü olan bütün cisimlerin evveliydi nokta. Bu gerçeği öğrenmiş olmanın, ya da çok önceden biliyor olsam da henüz yeni fark etmiş...
Gözlerin rengi!
Çay rengi bir gecenin onulmaz karasına bakıp, evimin selamlık kapısında asılı duran kilide, sana baktığım en son şey ile yine sende gördüğüm en son şeye bakıyorum.  Gümüş bir kaleme, saman kâğıtlarına, bir türlü bitmeyen kitaba,...
Tamamlanmış Azam'lığım
Cihan-ı âlemde henüz adı konulmamış hiçbir şeyin varlığının, anlama sığmayacağına inananlar tayfasındandım. Bu gerçeğe kalbim ile ikna olup, aklım ile inanıyordum. Ve en güzel hikâyelerin yine bir isim faslından sonra başlayacağını,...
Vav uykusu!
Bu fasıl onu ilk kez bildiğime ve ömrümce bütün bilginliğimin O'na oluşunadır.  Hikâyelerimin hesabı geceden sorulacaktı belli ki. Geceden alacaklıydılar. Henüz çözülmemiş bir hesap vardı aralarında. Çünkü gece idi hepsinin...
Muharririn Udiye Mektubu
Bu yazıyı yazmak için defterimi, yeşil mürekkepli kalemimi, yaşı yarım asra yaklaşmış kurmalı saatimi ve elbette çayımı, şarka bakan penceremin önünde bekçilik eden masama bıraktım. Hepsi hazır ve nâzır beklerken, çayım soğurken,...
Bitmeyen aşk!
Gözlerini karşı kayalıklara dikmiş bir kız oturur, kargaların uçuştuğu geniş tarlalarda. Sabrı, asırları utandıracak kadar; içindeki boşluk bütün teşbihleri susturacak kadar büyük! O boşluğun sesi ise nevası bilinmez bir rüzgârdır...
Vuslat zamanı!
Vakitlerden Recep ayının yirmisiydi. Mevsim, eskimiş kış ile yeni doğmuş bahar arasında bocalıyor henüz. Laleler hasatta, akşamsefaları kokmasa da daha, hazırlıkta. Fakat en çok gül ağaçları durmuştu çiçeğe.  Meyve vermeyecek olan...
Gözlerin değil mi?
Çay rengi bir gecenin onulmaz karasına bakıp, evimin selamlık kapısında asılı duran kilide, sana baktığım en son şey ile yine sende gördüğüm en son şeye bakıyorum.    Gümüş bir kaleme, saman kâğıtlarına, bir türlü bitmeyen...
Gözlerin değil mi?
Çay rengi bir gecenin onulmaz karasına bakıp, evimin selamlık kapısında asılı duran kilide, sana baktığım en son şey ile yine sende gördüğüm en son şeye bakıyorum.    Gümüş bir kaleme, saman kâğıtlarına, bir türlü bitmeyen...
Helak olmuş bir kavmin...
Bin yıldan daha mübarek bir ay kapı eşiğine dayanmışken henüz,  gökte dolunay sararmaktayken ve yanında tek bir yıldız bile yokken. Gece sessiz ama yazacaklarım çığlık çığlığayken; ben yalnızken ama sokaklar tıklım tıklımken,...
Aynı isyanın girdabı
Biliyorum ki sen, senenin son ayı ve hatta ki yaratılmış olan dünyanın mahşer arifesi kadar yorgunsun. Heyhat, oysaki ne çok yorgunluklar çöreklenip parmak uçlarında bir isyan zuhuru edecek daha!    Hiç görülmemiş tarlalardan yalın...
Korkuyorum
Elime kalemimi alıp iki kelam yazacak oluyorum kirli sayfalara. Heceler saklanıyor, cümleler susuyor, kalem şahitlik etmiyor yazmaya niyet etmiş elime. Oysa kararlıydım, yazacaktım zulmün lügâtçesini.  Söyleyeceğim var ise de susuyorum....
Sözün Başı
Aşkı anlatan bütün hikâyelerde, imlânın aynı olduğunu ve asla değişmeyeceğini öğrendiğim vakit, çoktan sayısız kıssanın okuyucusu ve rivayet edenin dinleyicisi olmuştum. Zamanın, mekânın ve şahsın, yazıcının izafesi ile şekillenebileceği...