banner5
banner68

Öğrenme belki de insanoğlunun ezeli ve ebedi faaliyeti!

Daha ana rahmine düştüğümüz anda başlayan bir eylem .Bilim öyle diyor.

Genlerimizin bütün şifrelerini taşıyan, bir ana bellekle ; ana rahmine düştükten sonra, belki edilgen olarak ama sürekli büyüyerek, gelişerek yaşam içinde yürümeye başlıyoruz.

Çevremizdeki her şey, cenin halimizden başlamak üzere, ana karnından, okula kadar, sonraki yaşamımızın temeli olmak üzere gelişmemizi doğrudan ve dolaylı olarak etkiliyor..

Bilim öyle diyor. 

Çocuk ana rahminde,annenin ve çevresindeki psikolojik ve sosyal her türlü olaylardan, olumlu  ya da olumsuz olarak payına düşeni alıyor.

İlk rehberimiz annemiz oluyor.Bu  okul hayatına başlayıncaya kadar devam ediyor.

Eğitim belki de bu evrede başlamalı!

Bu dönem hayatımızın belki de en önemli evresi.  Belki de sonraki hayatımızda gelişimimizin psikolojik, sosyal temelleri bu dönemde oluştuğu için; ana rahminden okul evresine kadar anne ve çevresi farklı bir şekilde ele alınmalı.Tabii ki kendi şartlarınca oluşacak bir sistem!

Burada, toplumu, eş, aile çevresini de içine alan bir eğitim.

Mesela sürekli kavga eden bir ailede hamilelik geçiren bir annenin çocuğu ile ,biraz bilinçli bir anne ve çevresinin doğan çocuğu aynı gelişim evresinde olmasa gerek.

Daha okul öncesi eğitimi yeni yeni içselleştirmeye başladığımız bu dönemdeyiz ama bu konuyu düşünmeli, tartışmalı bu konuda çözümler üretmeliyiz.

Okulla beraber, Anne ve çevresi çocuğun gelişimini, yani öğretme  faaliyetinin büyük bir kısmını öğretmenlere devrediyor.

Artık daha sistematik bir öğrenme başlıyor!

İşte bu konunun bile tam başladığı ile ilgili endişelerim var.

Anne ya da aile çocuğu okula gönderince sorumluluğum bitti zannediyor.

Hal bu ki;  okul, aile çocuk; öğrenmeyi kişi kendi sorumluluğuna alıncaya kadar birlikte ve paylaşarak devam ettirmeli.

Öğrenmeyi öğreninceye kadar!

Çoğumuz okulu bitirdikten sonra öğrenmeyi unutuyoruz.

Çoğu başımıza gelen felaketler öğrenme eksikliğinden başımıza geliyor.

Öğrenmeyi bıraktığımız, ya da yeteri derecede öğrenmediğimiz için, öğretmenlerimizi yeteri derece anlamadığımız için; musibetler öğretmenimiz oluyor.

İşte öğretmenlerimiz okula başladığımız andan itibaren, öğrenme yolculuğumuzun rehberleri oluyorlar!

Ellerindeki  mayalı hamuru; hayat teknesinde yoğura,  yoğura bir kıvama getiriyorlar.

Un bozuk ya da maya bozuksa elbette kıvama gelmesi zor oluyor ya da imkansız oluyor.

İşte bu un ve maya dönemi ana rahmin düştüğümüz andaki gensel şifremiz ve okul hayatına kadar geçen dönemimiz.

Öğretmenlerimizin, öğrenmenin asil mimarları; ama öyle mimar var ki en kötü malzemeden bile şaheserler çıkarabildiği gibi; en iyi malzemeleri eline yüzüne bulaştıranlar da var!

Öğrenme ve öğretme birbirini tamamlayıcı fiiller!

Öyle öğretmenler var ki; hızla sayıları artıyor ya da benim çevremde gözlediğim öğretmenler öyle; 

Çocuğun ruhsal yapısını, benliğini, hırsını  enerjisini  her türlü potansiyelini keşfedip, çocukla beraber çocuğun içine doğru yolculuğu başlatıyor.Çocuk bir taraftan dış dünyayı keşfederken bir taraftan iç dünyasını keşfediyor.

Çocuk hızla kendini,  varlığını, dünyaya geliş amacını keşfederek insanlık içinde kendisine  bir yer bulup öğrenme yolculuğuna tek başında da olsa devam etmeyi öğreniyor.

Tabir caiz ise;  okul denizinde öğrendiği kendi kaptanlığı ile, bilgi okyanusunda yelken açma cesaretine erişiyor!

İçindeki keşif ruhu artık, onun hayattaki en önemli rehberi haline geliyor.

Öğrendikçe bilmediklerini görmediklerini keşfetme arzusu; belli bir noktadan sonra; hiç kimsenin bilmediğini bilme becerisine dönüşüyor!

Farklı bilgileri, bir birleri ile yoğurarak, reaksiyona sokarak   bilinmezliğin karanlığını aydınlatarak artık sadece kendi rehberi değil insanlığın rehberi haline geliyor.

Elbette insanı bu yolculuğa çıkarabilen,  öğrenmeyi hayatı boyunca kendine rehber edinmiş, içindeki keşif ruhunu, öğrenme becerisini, öğretme fedakarlığı ,cefakarlığı ile birleştirerek;toplumun gelişme becerisinin önünü açmış, toplumu öğrenen bir toplum olma yolunda da rehber olmuş oldukça sayıları artan öğretmenlerimiz az değil.

Buradan nice öğretmen mesleğine girmiş,  öğretmelik yapmış ama öğretememiş insanların da olduğuna inanıyorum.

Öğrenmeyi öğretmen olur olmaz bırakmış, içindeki öğrenme ışığını söndürmüş, keşif ufkunu karartmış, bir yılda ders dışı  birkaç kitap bile okumadan emekliliğini bekleyen öğretmenlerin de var olduğunu düşünüyorum.

Tıpkı  birçok meslekte üniversitesini bitirdikten sonra hiç kitap okumadan, öğrenmeden sıkılarak, kendi bildiğini bulunduğu ortama empoze ederek çalışan, değişik meslek sahiplerinin olduğu gibi.

İşte bunlardan olsa gerek; musibetler yaşamın hocası, rehberi haline geliyor!

Bazen birkaç musibetten bile ders alamamamız öğrenme becerisi kazanmadığımızdan olsa gerek.

Belki de okul hayatı boyunca sadece öğrencilere öğrenmeyi sevdirmek, yaşamın,  öğrenmeyi becermeden yaşanamayacağını idrak ettirmek en iyi öğretim ve eğitim diye düşünüyorum.

Yoksa toplum; kendisi ile ve toplum ile oynayan makam sahibi, mal mülk sahibi, güç sahibi cehaletin elinde bir arpa boyu bile yol gidemeyecek!

İşte sırf bu sebepten;  öğretmenlik mesleği toplumun ana mesleği! Sırf bu sebepten öğretmenlik baş tacı edilmeli.

Hepimiz tarafından öğrenme ve rehberlerini  toplumun en saygın makamı olarak görmeliyiz.

Tabii ki önce öğretmenlerimiz, kendi mesleklerini iyi tanımaları, baş tacı etmeleri, saygın hale getirmeli, mesleklerinin değerini hepimizden fazla bilmeli ve sorumluluğunu taşımalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner49

banner50