banner5

Tam adı Muhyiddin Ebu Abdullah Muhammedi İbn Ali İbn Muhamed ibn Ahmed ibn Ali ibn Arabî el-Hatemî et-Tâî el-Endülüs olan Muhyiddin ibn Arabî, Şeyh-i Ekber, Sultanü’l-arifîn, Hatemü’l-evliya, Kutb-ü Hümam, İbn Arabî diye de anılır. Endülüs’te İbn Seraka diye bilinir. Hicrî 543’de Fas’da ölen ünlü bilgin Ebu Bekir ibnü’l-Arabî ile karıştırılmaması için, adı harf-i tarifsiz olarak İbn Arabî diye kullanılagelmiştir. 

Endülüs,  İslam'a ve İslam tasavvufuna nice mütefekkirler kazandırmış bir coğrafyanın adıdır. Döneminde ilim ve kültürel alanda yüksek bir zenginlik yaşayan Endülüs coğrafyası, İslam kültür tarihi açısından eşsiz bir hazinedir. İşte böyle bir hazinenin cevherlerinden biri olan İbn Arabi, 17 Ramazan 596/ m. 1165 yılında Endülüs'ün Mürsiye şehrinde dünyaya geldi

Mürsiye şehrinin Muvahhidler Hanedanlığı tarafından alınmasından sonra ailesiyle birlikte Sevilla (İşbiliye) şehrine taşınan İbn Arabi burada Ebu Muhammed ve İbn Beşküval'den dersler almıştır. Edebiyat ve felsefe içerikli olan bu derslerde, İbn Meserret ül- Cebeli'nin, Yahudi filozoflarından olan İbn Cebirol'un ve İbn Tufeyl'in etkileri görülmektedir

Anadolu'da kaldığı zaman zarfında Selçuklu sultanlarıyla iyi ilişkileri olan Arabi I. Keykavüs tarafından özel bir vazifeyle görevlendirilmiştir. Sultanlara pratik tavsiyelerde bulunan İbn Arabi ayrıca Selahaddin Eyyübi'nin oğlu olan Sultan Melik Zahir Gazi'nin dostluğunu kazanarak Eyyubilerin Şam hükümdarı olan Muzaffereddin'in hocalığını da yapar. Dünyevi işlerin merkezi olarak siyasi kurumlarla arası iyi olan Arabi mistizmin buna bir engel teşkil etmeyeceğini bizlere göstermiştir. Onun soluğu Anadolu'nun her bir köşesinde hissedilmiş ve bir o kadar tenkit, takdir ve tefsire uğramıştır. Sezgileriyle hareket eden Arabi, Anadolu'dan sonra tekrar yola çıkarak Suriye ve Mısır'a yolculuklar yapar. 1223 yılında kalıcı olarak Şam'a yerleşen İbn Arabi 1240 yılındaki vefatına kadar burada dersler verdi, eserlerini kaleme aldı ve yine burada vefat etti.

Büyük bir veli olan Muhiddin-i Arabi Hazretleri o zamanın insanlarına, “Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır” dediği için zamanın âlimleri idamına hükmetmişler ve idam edilmişti. Çünkü onlara göre, "Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır demek haşa Allah benim ayaklarımın altındadır" demekti. İdamına sebep buydu. İdam edilip kabri bilinmeyen bir yere gömülmüştü.

Muhiddin-i Arabi Hazretleri'nin, vefat etmeden söylediği başka bir söz vardı. "Sin Şın'a girdiği zaman Muhiddin'in kabri meydana çıkar". Bu söz âlimlerce şöyle çözülmüştü:

Sin ile kastedilen, Sultan Selim yani Yavuz'dur. Şın ile kastedilen ise Şam şehridir. Sultan Selim Şam'a girince Muhiddin-i Arabi Hazretlerinin kabri bulunacaktır. Aynen denildiği gibi olmuştur. Yavuz Sultan Selim, Şam'ı fethettiği zaman Muhiddin Arabi Hazretleri'nin kabrini araştırdı. Araştırma neticesinde kabir bulundu. Mezar kazıldığında görüldü ki mübarek cesetleri aynen duruyor, çürümemiş. Yavuz, oraya Muhiddin Arabi'nin şanına layık bir türbe yaptırdı. Vefatına sebep olan söz üzerinde de durdu. Hz. Muhiddin, "Sizin taptıklarınız benim ayağımın altındadır" demişti. Bu sözü nerede söylediği araştırıldı. Hangi mekânda o sözü söylediği de tespit ettirilip kazıldığında, oradan bir küp altın çıktı. Muhiddin-i Arabi Hazretleri o Sözle hem "Siz maddeye tapıyorsunuz" demek istemiş ve hem de orada bir küp altın bulunduğunu ve yerini haber vermek istemişti.

Temelde, İnsanların makam, para, saltanat, kadın  gibi şeylere temayül ettiklerini, bu dilleri ile beyan etmeseler de   hal ve tavırlarıyla ortaya koyduklarını yıllar önce bu sözü ile bizlere ibret olsun diye söylemişti. Yaklaşık dokuz yüzyıl önce söylenen   bu söz günümüzü ne güzel anlatmaktadır.  

Devirler, zamanlar değişse de insanımızın zafiyetleri aynı istikamette devam ediyor. Cenabı Allah ahir ve akıbetimizi hayır eylesin. Bizleri nefsimize karşı korusun.

2004 yılında Suriye’ye yapılan bir gezide Cenabı Allah kabirlerini ziyaret etme imkânını lütfetti. Ruhuna Fatihalar okumak nasip oldu. Allah (c.c) şefaatlerine nail eylesin. Âmin

Baki selamlar.

Kaynak: Endülüs'ten Doğan Güneş, Muhyiddin İbn Arabi, Yrd.Doç.Dr.Kemal Ramazan HAYKIRAN

Eserleri:

1.     Fütûhat-ı Mekkiyye fi Esrâri'l-Mahkiyyeve'l Mülkiye, (Kendi el yazısı ile olan nüsha, Türk-İslam Eserleri Müzesi no. 1845-1881'dedir. Bu Nüsha 31 Cild halinde tertib edilmiştir.)
2.     Fusûsu'l-Hikem, (Türkçe’ye çevrildi Molla Cami, Hoca Muhammed Parsa'nın "Füsûs" için, "can", "Fütûhat" için "gönül" dediğini rivayet eder.)
3.     Kitabu'l-İsra ilâ Makâmi'l-Esrâ,
4.     Muhadaratü'l-Ebrâr ve Müsameretü'l-Ahyâr,
5.     Kelamu'l-Abâdile,
6.     Tacu'r-Resail ve Minhacu'l-Vesâil,
7.     Mevaqiu'n-Nucûm ve Metali' Ehilletü'l-Esrar ve'l-Ulûm,
8.     Ruhu'l-Quds fi Münasahati'n-Nefs,
9.     et-Tenezzülatü'l-Mevsiliyye fi Esrari't-Taharatve's-Salavat,
10. Kitabu'l-Esfar,
11. el-İsfar an Netaici'l-Esfar,
12. Divan,
13. Tercemanu'l-Eşvak,
14. KitabuHidayeti'l-Abdal,
15. KitabuTaci't-Terâcim fi İşarati'l-İlm ve Lataifi'l-Fehm,
16. Kitabu'ş-Şevâhid,
17. Kitabuİşarati'l-Qur'an fi Âlaimi'l-İnsan,
18. Kitabu'l-Ba',
19. Nisabü'l-Hiraq,
20. FazluŞehâdeti't-Tevhîd ve VasfuTevhîdi'l-Mükinîn,
21. Cevâbü's-Sual,
22. Kitabu'l-Celal ve hüve Kitabu'l-Ezel,
23. Kitâbu'l-Cem ve't-Tafsîl fî Esrâri'l-Ma'ânîve't-Tenzîl, (Meryem Süresi'ne kadar yazdığı Kuran-ı Kerim tefsiridir. Her ayeti Celal, Cemal ve İ'tidal olmak üzere 3 ayrı makamda incelediğini belirtir. İbn Arabi'ye göre Kuran-ı Kerim'i bu tarzda tefsir eden hiç olmamıştır. Sadece 64 defter KehfSüresi'ndeki "Ve iz kâle Mûsâ lifetâhu lâ ebrahu ..." (18/60) ayetine ayrılmıştır.)
24. eş-Şeceretü'n-Nu'mâniyye.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.