banner5

Mevlid-i Nebi haftası devam ediyor. Efendimizin dünyayı şereflendirmesinin yıldönümü haftası içindeyiz.

Âlem karanlıklara bürünmüştü. Yeryüzü saadetten, ruhlar ve gönüller huzurdan mahrumdu. İnsanlık Hak’tan, adaletten, faziletten ve tevhid inancından uzaklaşmıştı.

Güçlü olan haklı idi ve kuvvetli olanın sözü geçiyordu. Maddi bakımdan zengin olanın her dediği yerine geliyor, zayıflar eziliyordu. Zulüm ayyuka çıkmış, her yanı sarmıştı. İnsanlar vahşileşmiş ve küfür, şirk bataklığına gömülmüşlerdi.

Zayıflar köle olarak kullanılıyor, mal gibi alınıp satılıyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyorlardı. İnsanlar kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıyor, batıl inançlar halk arasında kol geziyor, tefecilik ve faiz yoluyla insanlar ezildikçe eziliyordu. Cehaletin, bilgisizliğin ve zilletin her türlüsü topluma hâkim oluyordu.

Böylesine buhranlı, sıkıntılı ve karanlık bir dönemde dünyaya bir güneş doğdu. Hz. Allah, karanlıklar içinde bunalan dünyamıza adı Muhammed olan bir kutlu güneş gönderdi. Karanlıklardan, zulmetten kurtardı ve aydınlattı bütün âlemi bu kutlu güneş… Nur saçtı bütün kâinata ve insanlığa… Çöküşe ve batmaya doğru giden dünyamıza yeniden hayat verdi. Zulüm bataklığında boğulmaya mahkûm olan mazlumlara umut oldu. Mahzun gönüller yeniden yeşerdi, canlandı.

Kâinata Rahmet olarak gönderilen iki cihanın serveri, önderimiz, rehberimiz, en büyük liderimiz, Âlemlerin Rabbi Hz. Allah’ın son Peygamber olarak görevlendirdiği, yaratılmışların en şereflisi Hz. Muhammed (s.a.v) efendimiz Rebiülevvel ayının 12. gecesinde, miladi takvime göre 20 Nisan 571 tarihinde Mekke’de dünyaya geldi.

Efendimizin dünyayı teşrif ettiği gece bir takım olağanüstü olaylar meydana geldi. O gece aynı anda bir yıldız doğdu ve bilginler bu gece Ahmed doğdu dediler. İran Hükümdarının Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütunu yıkıldı, mecûsilerin İran Istahrabat şehrinde bin yıldır yanmakta olan ateşgedeleri söndü, Save (Taberiyye) gölünün suyu çekildi, bin yıldan beri kuru olan Semâve deresinin suları taştı, Kâbe’deki putlar yüz üstü devrildi.

Kureyş kabilesinin reisi olan Abdülmuttalib torununun adını; beynine ve gönlüne hâkim olan bir ilhamla, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok övülen anlamına gelen “Muhammed” koymuş ve torununun doğumu şerefine verdiği ziyafette, “torunuma Muhammed adını verdim, dilerim ki gökte Hakk, yeryüzünde halk onu hayırla yâdetsinler” demişti. Annesi de Cenab-ı Hak’kı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse anlamına gelen “Ahmed” dedi O’na…

Hz. İbrahim’in büyük oğlu Hz. İsmail’in neslinden gelen Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz, henüz dünyaya gelmeden 2 ay önce babası Abdullah’ı, 6 yaşında iken de annesi Âmine’yi kaybetmiş, böylece hem yetim hem öksüz kalmıştır. 8 yaşına kadar dedesinin yanında kalan Efendimiz, Abdülmuttalib’in ölümünden sonra da öz amcası Ebu Talib’in himayesine girdi ve gençliğini amcasının yanında geçirdi.

Daha Peygamberlik görevi verilmeden önce “Emin” sıfatını aldı. Herkesin güvenini kazandı. Doğruluğu, dürüstlüğü ile ün yaptı. Zalimlere set olmak için gayret gösterdi. Mazlumların yardımcısı oldu. Çocukluğundan itibaren şerlerden uzak kaldı, putlara hiç ilgi duymadı, onlardan yüz çevirdi, tiksindi.

Sık sık Hıra mağarasına çıkıp yalnızlığı tercih ediyor, dalâlet, şirk ve cehâlet kokan Mekke insanlarından uzaklaşıyordu. Yine mağarada yalnız olduğu bir zamanda düşünceler içerisinde iken vahiy meleği Cebrail (a.s) ötelerin ötesinden ilk mesajı getirdi. “Yaratan Rabbinin adı ile oku!” Böylece, Peygamberlik süreci başlamış oldu.

Ey Allah’ın Rasûlü; Bir güneş gibi doğuverdin üzerimize… Şan verdin bütün âleme… Şeref verdin bütün kâinata… Huzur ve saadet getirdin bütün insanlığa… Senin getirdiğin Saadet nizamına, senin hayat sistemine ne kadar da muhtacız şimdi… Dünyada senin ilkelerine, ahirette de şefaatine muhtacız efendim...

Yazıma bir şiirimle son veriyorum:

SEN GELMEDEN ÖNCE

Senden önce, bunalımda insanlık,

Her taraf perişan, her yer karanlık,

Cehalet içindeydi, en şerefli varlık,

Sen gelmeden önce Ya Rasûlallah.

İnsanlar mal gibi, alınıp satıldı,

Biçareler, güçlülere köle yapıldı,

Ağaçtan ve taştan putlara tapıldı,

Sen gelmeden önce Ya Nebiyyallah.

Hak, hukuk, adalet ayaklar altında,

Zenginler zümresi, krallar katında,

Garipler haksızdı, haklı olsa da,

Sen gelmeden önce Ya Halilallah.

Sosyal adaletsizlik hat safhadaydı,

Bir grup, sefahatin zirvesine vardı,

Bir grupta, sefalet çukuruna daldı,

Sen gelmeden önce Ya Habiballah.

Evlatlar arasında bile, ayrım yapıldı,

Kız çocuk babası, toplumdan utandı,

Ölüm, bu utançtan kurtulmanın adıydı,

Sen gelmeden önce Ya Safiyyallah.

O güzelim yavrular, evladı haseneler,

Öz babalarınca, kıyıldılar birer birer,

Hepsi de diri diri, toprağa gömüldüler,

Sen gelmeden önce Ya Veliyyallah.

Faizcilik, tefecilik dört yanı sardı,

İhtiyaç sahibinin hâli yamandı,

Yardımlaşma mı? Akıllara zarardı,

Sen gelmeden önce Ya Halilallah.

Kâhin hüküm verir, kuştan, rüyadan,

Gelecek okunur, gökteki yıldızdan,

Planlar yapılırdı, fallara bakıştan,

Sen gelmeden önce Ya Habiballah.

İçki, kumar, fuhuş aldı yürüdü,

Zulüm, adaleti tümden bürüdü,

İnsanlık ta temelinden çürüdü,

Sen gelmeden önce Ya Nebiyyallah.

Gönül birliğinden yoksundu millet,

Irkçılık hastalığı, en büyük illet,

Ten rengi veriyordu, insana kıymet,

Sen gelmeden önce Ya Safiyyallah.

Fetret dönemiydi, insanlık boşlukta,

Dalalet çamurunda, çırpınıp durmakta,

Bir kurtarıcı bekliyor, gözler ufukta,

Beklenen kurtarıcı Sen’din, Ya Rasûlallah…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.