banner5

EVLİYA, MENKIBE, SAHABELERDEN

Ahi Evran,NE SORARLARSA BİLİYORUM DE, Adi b. Nadle (r.a)

EVLİYA, MENKIBE, SAHABELERDEN

Ahi Evran,NE SORARLARSA BİLİYORUM DE, Adi b. Nadle (r.a)

17 Haziran 2015 Çarşamba 08:56
EVLİYA, MENKIBE, SAHABELERDEN

EVLİYA

 

Ahi Evran

 

Anadolu'daki Ahilik teşkilatının kurucusudur. Herkesin korkup kaçtığı evran denen büyük bir yılanın onu görünce sakinleşmesi ve itaat etmesi dolayısı ile "Evran" diye anılmıştır.

Batı Azerbaycan'daki Hoy kasabasında dünyaya geldi. İmam –ı Fahrüddin Razi'den çeşitli ilim dallarında dersler aldı. Ahmet Yesevi Hazretlerinin talebelerinin ders ve sohbetlerine devam ederek tasavvuf yolunda ilerledi. Şihabüddin Sühreverdi hazretlerinin sohbetlerinde bulundu. Hac yolunda Ehvadüddin Hamid Kirmani ile tanışıp onun talebelerinden oldu ve Kirmani'nin vefatına kadar da yanından ayrılmadı.

Sadreddin Konevi Hazretlerinin babası, Mecdüdin İshak'ın daveti üzerine Muhyiddin Arabi ve hocası Evhadüddin'le birlikte Anadolu'ya geldi. Hocasının kızı Fatıma Bacı ile evlendi.

Anadolu'yu dolaşarak esnafa bilhassa İslamiyet'in alış veriş bilgileri hakkında vaazlar verdi. Kendisine suallr sorup nasihat isteyenlere;

"Ey Ahi (kardeşim) alış veriş ilmini bilmeyen haram lokmadan kurtulamaz. Haram lokma yiyen ise ibadetlerin sevabını bulamaz. Zahmetleri hep boşa gider. Sonunda büyük azaba yakalanır ve pişman olur" buyururdu.

Ahi Evran gittiği yerlerde esnafı bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırıyordu. Böylece Anadolu şehirlerinde Ahi teşkilatlarının kurucusu oldu. Hocası Ehvadüddin'in vefatından sonra Kayseri'ye yerleşen Ahi Evran bütün Anadolu Ahilerinin şeyhi kabul edildi.

Ahi teşkilatına girebilmek için ilim ve sanatla meşgul olmak lazımdı. Ahi Evran'ın etrafında ve her şehirde bulunan ahiler her Cuma gecesi aralarında toplanırlar, Kuran-ı Kerim, hadis ve fıkıh kitapları, menkıbeler okurve ahlak konularında sohbet ederlerdi.

Ahi Evran Hazretleri Kaysri'ye yerleştikten sonra debbağlık yapmaya ve elinin emeği ile geçimini temin etmeye başladı. Bu arada halkı irşad etmeye, bilgi ile yetiştirmeye çok önem verirdi. Yetiştirdiği talebeleri Anadolu'nun dört bir yanına gönderildi. Bu talebeler gittikleri yerlerde zaviyeler kurup irşad halkasını genişletmeye çalıştılar. Böylece sevenleri yüz binlere ulaştı.

 

MENKIBE

 

NE SORARLARSA BİLİYORUM DE

 

Mevlana'yı sevenlerden bir kimse, Mısır'a ticaret yapmak için gitmeye hazırlandı. Akrabası gitmemesi için çok yalvardı ise de dinlemedi ve kararından vazgeçmedi. Bunun üzerine yakınları, durumu Mevlana'ya bildirip gitmemesini istirham ettiler. Mevlana da "Gitme" dedi. Ancak o kimse dinlemeyip gizlice yola çıktı. Gemi ile yolculuk yaparken bir korsan gemisi bu gencin yolculuk yaptığı gemiye saldırdı. Bu genç diğer yolcularla birlikte esir düştü. Genç , başına gelen felaketlerin sebeplerini, Allahü Tealanın sevdiği bir kulunun sözünü dinlememekten kaynaklandığını anlayıp çok pişman oldu ve tövbeler etti.Ertesi günü rüyasında Mevlana'yı gördü. Ona;

"Yarın sendan bazı şeyler soracaklar. Ne sorarlarsa biliyorum de." Diye tenbihte bulundu. Bir hastalık ile ilgili ilaç tarif etti. Genç uyandığında sevince gark olup, sabahı iple çekti. Sabahleyin yanına gelenler kendisine, "Doktorlukla ilgili bilgin var mı?" diye sordular. Genç de "Var" deyince genci alıp o ülkenin kralına götürdüler. Meğer o ülkenin kralı hasta imiş, hiçbir doktor derdine çare bulamamış. Bu genç, hasta kralı görüp" Bana şu şu meyvelerden şu kadar getirip, şu şu otlardan şu kadar getirin." dedi. Kısa zamanda istenenleri bulup getirdiler. Genç, hepsini güzelce öğütüp karıştırdı ve macun haline getirerek hastaya yedirdi. Hasta, Allah'ın izniyle bir anda şifa buldu. Kral bu hastalıktan kurtulmaktan ümidini kesmişken birden şifaya kavuşunca, gence "Bir muradın varsa söyle yerine getireyim. Mal, mülk istersen seni zengin ederim" diye ısrarla sorunca genç;

"Ben hiçbir şey bilmeyen bir kimseyim. Ailemden ve hocamdan izinsiz para kazanmak için yola çıktım. Beni yolda esir edip buraya getirdiler. Esir olunca başıma gelen bu musibetin sebebini anlayıp çok tövbe ettim ve hocam Mevlana Hazretlerinden manen af diledim. Kendisini bu durumdan kurtulmam için Allahü Tealaya vesile kıldım. Bu akşam hocam Mevlana, bana bu size yaptığım şeyleri tarif eyledi. Ben de aynen yaptım. Gördüğünüz gibi, bütün bunlar hocamın himmeti ve bereketi sayesinde oldu." dedi. Kral genci serbest bıraktı. Çok para vererek zengin eyleyip memleketine gönderdi.

 

SAHABELERDEN

 

Adi b. Nadle (r.a)

 

Babasının adı Nadle veya Nudayle olan bu sahabi, Adi b. Esed adıyla da meşhur oldu. İslamiyet'e giren ve İslam 'la müşerref olan ilk sahabilerden biridir. Bu yüzden çeşitli hakaretlere uğradı. Kabilesinin sert tepki ve ezaları karşısında zor günler geçirdi.  Müşriklerin, sabır ve tahammülü aşan zulmü karşısında diğer Müslümanlarla birlikte Habeşistan'a hicret etmek zorunda kaldı. Burada uzun süre kalan Adi b. Nadle Hicret-i Nebi gerçekleşmeden önce Habeşistan'da hastalanarak vefat etti ve burada defnedildi. Böylece muhacirler arasında gurbette vefat eden ilk sahabi olma sıfatını kazanmış oldu.

Hz. Adi b. Nadle'nin ailesi hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ancak Muttalib, Numan, Naim ve Abdullah adında dört oğlu ile Amine adında bir kızı olduğunu kaynaklar zikretmektedir.

Hz. Adi b. Nadle'nin oğlu Numan, şair ve edip biri idi. Hz. Ömer zamanında vali olarak tayin edildi. Şiire olan düşkünlüğü onu zaman zaman şiir yazmaya sevk etti. Bir seferinde yazmış olduğu gazelde kadına laf atarcasına övgüde bulunduğunu Hz. Ömer'in duyması üzerine görevden alındı. Numan bu gazelde amacının sadece şiir yazmak olduğunu söylemişse de Hz. Ömer onun bu özrünü yeterli bulmamış ve "Böyle şiir yazdıktan sonra benim maiyetimde vali olarak bulunamazsın" demiştir.

Numan ile Hz. Ömer arasında geçen ve Numan'ın azli ile sonuçlanan bu kıssa bize şu gerçeği hatırlatmaktadır.

Müslüman her zaman hareketlerini kontrol etmeli, kendisini küçük düşürmeye sebep olan , hakkında dedikoduya mucip kılan davranışlardan sakınmalıdır.Hele idari görevi üstlenenler bu hususa daha çok önem vermelidirler. Çünkü halkın ve toplumun bütün dikkatleri her zaman onların üzerine yönelir. Yaptığı günahı ve suçu görmezlikten gelmek veya nasıl olsa sorguya çekenim, ceza verenim yok diyerek keyfi olarak gönlüne göre, nefsine göre yaşamak sonuçta telafisi mümkün olmayan yaralar açar.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.