Davutoğlu, HaberTürk televizyonunun canlı yayınında soruları yanıtladı. Arap Baharı ile ilgili bir soru üzerine, Davutoğlu, Fas'tan Mısır'a kadar olan coğrafyada son bir yılda olumlu bir süreç yaşandığını belirterek, başarı şansının en yüksek olduğu ülkenin Tunus, başarısının en çok önem taşıdığı ülkelerin ise önce Mısır, sonra Suriye olduğunu söyledi.
Şu anda gündemlerinde Irak, Suriye ve Lübnan’da yaşanabileceklerin bulunduğunu vurgulayan Davutoğlu, İran'a gitmeden yaptığı açıklamada kastettiğinin de bu bölgedeki risk olduğunu belirtti. Türk-İran ilişkilerinin çok köklü ilişkiler olduğuna işaret eden Davutoğlu, İran'da kaldığı 30 saatte yaklaşık 25 saat sürekli müzakere yaptıklarını ve bütün dosyaları konuştuklarını söyledi. İran'ın mezhep yayılmacılığı üzerine bir politika yürüttüğü konusundaki tezlere ilişkin soru üzerine Davutoğlu, İran gibi köklü geleneği olan bir ülkenin tek refleksinin mezhep refleksi olamayacağını bildirdi. İran gibi bir devletin bütün politikasını mezhebe indirgemenin mümkün olmadığını dile getiren Davutoğlu, İran'ın coğrafi özelliği ve İran İslam Devrimi'nden dolayı oluşan tecrübe birikimine dikkati çekti. Davutoğlu, "Türk-İran ilişkisi Şii-Sünni rekabetinin bugün yansımasından ibaret bir ilişki biçimi değil. Bizim İran'la gizli bir savaşımız falan yok. Aynı coğrafyada olan ülkelerin işbirliği ve rekabet ilişkisinden daha doğal bir şey yok. Bazı konularda işbirliği yaparsınız, bazı konularda rekabet edersiniz" dedi. Bölgede Arap Baharı ile yeni bir devinim bulunduğunu ve halkların yönetimlerde söz sahibi olma iradesini talep ettiklerini belirten Davutoğlu, "Bu devinim, Tahrir hareketi, İran Devrimi'nin Şah'a karşı çıkan kitleleri kadar saygındır. Suriye halkının talepleri o ölçüde saygındır. Burada dış bir faktör aramak, birileri bunu komplo yapıyor, 'Büyük Ortadoğu Projesi' demek bu halklara saygısızlıktır" diye konuştu.
POLİTİKAMIZI KENDİMİZ BELİRLİYORUZ
Suriye'deki düzenin devamının kamu düzenini tehdit eder duruma geldiğini ve kritik eşiğin aşıldığını belirten Davutoğlu, bu aşamada her türlü imkanın kullanılarak değişimin gerçekleşmesi gerektiğini ama bu değişimin bir iç çatışmaya da yönelmemesi gerektiğini dile getirdi. Bölgeye uluslararası müdahale istemediklerini yineleyen Davutoğlu, "Şunu da biz istemeyiz; bir tarafta NATO, karşı tarafta Suriye yönetimini destekleyen Suriye ve İran gibi bir denklem. O da başka bir soğuk savaş dengesi getirir, biz bunu da istemeyiz" dedi.
"Bölgede dinler savaşı olur mu" sorusu üzerine ise Davutoğlu, böyle bir şeyi doğru görmediğini belirterek, "Ama Selefi ekol ile Şii ekol arasındaki gerilim çok arttı" dedi.
Davutoğlu, dış politikada "Türkiye'nin batının sözcülüğünü yaptığı" algısının oluştuğunun belirtilmesi üzerine de bunun doğru olmadığını bildirdi. Türkiye'nin dış politikasını tamamen Ankara'da özgün bir şekilde oluşturduklarına işaret eden Davutoğlu, bu politikaları oluştururken ABD ile de İran ile de ve diğer bütün taraflarla da görüştüklerini, politikalarının bazen batıya bazen de İran'a yakın durabileceğini söyledi. İnsan haklarının batılı bir standart değil insani bir standart olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, insan haklarını ve taleplerini savunmanın batıyı savunmak anlamına gelmeyeceğini kaydetti.
AA
Şu anda gündemlerinde Irak, Suriye ve Lübnan’da yaşanabileceklerin bulunduğunu vurgulayan Davutoğlu, İran'a gitmeden yaptığı açıklamada kastettiğinin de bu bölgedeki risk olduğunu belirtti. Türk-İran ilişkilerinin çok köklü ilişkiler olduğuna işaret eden Davutoğlu, İran'da kaldığı 30 saatte yaklaşık 25 saat sürekli müzakere yaptıklarını ve bütün dosyaları konuştuklarını söyledi. İran'ın mezhep yayılmacılığı üzerine bir politika yürüttüğü konusundaki tezlere ilişkin soru üzerine Davutoğlu, İran gibi köklü geleneği olan bir ülkenin tek refleksinin mezhep refleksi olamayacağını bildirdi. İran gibi bir devletin bütün politikasını mezhebe indirgemenin mümkün olmadığını dile getiren Davutoğlu, İran'ın coğrafi özelliği ve İran İslam Devrimi'nden dolayı oluşan tecrübe birikimine dikkati çekti. Davutoğlu, "Türk-İran ilişkisi Şii-Sünni rekabetinin bugün yansımasından ibaret bir ilişki biçimi değil. Bizim İran'la gizli bir savaşımız falan yok. Aynı coğrafyada olan ülkelerin işbirliği ve rekabet ilişkisinden daha doğal bir şey yok. Bazı konularda işbirliği yaparsınız, bazı konularda rekabet edersiniz" dedi. Bölgede Arap Baharı ile yeni bir devinim bulunduğunu ve halkların yönetimlerde söz sahibi olma iradesini talep ettiklerini belirten Davutoğlu, "Bu devinim, Tahrir hareketi, İran Devrimi'nin Şah'a karşı çıkan kitleleri kadar saygındır. Suriye halkının talepleri o ölçüde saygındır. Burada dış bir faktör aramak, birileri bunu komplo yapıyor, 'Büyük Ortadoğu Projesi' demek bu halklara saygısızlıktır" diye konuştu.
POLİTİKAMIZI KENDİMİZ BELİRLİYORUZ
Suriye'deki düzenin devamının kamu düzenini tehdit eder duruma geldiğini ve kritik eşiğin aşıldığını belirten Davutoğlu, bu aşamada her türlü imkanın kullanılarak değişimin gerçekleşmesi gerektiğini ama bu değişimin bir iç çatışmaya da yönelmemesi gerektiğini dile getirdi. Bölgeye uluslararası müdahale istemediklerini yineleyen Davutoğlu, "Şunu da biz istemeyiz; bir tarafta NATO, karşı tarafta Suriye yönetimini destekleyen Suriye ve İran gibi bir denklem. O da başka bir soğuk savaş dengesi getirir, biz bunu da istemeyiz" dedi.
"Bölgede dinler savaşı olur mu" sorusu üzerine ise Davutoğlu, böyle bir şeyi doğru görmediğini belirterek, "Ama Selefi ekol ile Şii ekol arasındaki gerilim çok arttı" dedi.
Davutoğlu, dış politikada "Türkiye'nin batının sözcülüğünü yaptığı" algısının oluştuğunun belirtilmesi üzerine de bunun doğru olmadığını bildirdi. Türkiye'nin dış politikasını tamamen Ankara'da özgün bir şekilde oluşturduklarına işaret eden Davutoğlu, bu politikaları oluştururken ABD ile de İran ile de ve diğer bütün taraflarla da görüştüklerini, politikalarının bazen batıya bazen de İran'a yakın durabileceğini söyledi. İnsan haklarının batılı bir standart değil insani bir standart olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, insan haklarını ve taleplerini savunmanın batıyı savunmak anlamına gelmeyeceğini kaydetti.
AA
44 defa okundu...














YASEMİN ESLEM YILMAZ
İSMAİL ÖNGÖREN
MURAT GÖRMEN
ŞENAY HOCA













