Anadolu'da tasavvufun önde gelen temsilcisi olan Mevlana, 13. yüzyılda yaydığı sevgi ve aşk felsefesiyle Anadolu insanı tarafından büyük bir sevgi ve saygıyla benimsenmiştir. Temelinde 'aşk' olan Mevlana felsefesine göre Allah'a ulaşmak için gerekli olan en önemli şey ''aşk''tır. Tüm insanlığa derin bir sevgi besleyen Mevlana, ''İnsan bir hamur teknesi boyundadır ama her şeyden, her varlıktan yücedir'' sözüyle insan sevgisini bir aşka, tutkuya dönüştürmüş, evrensel bir sevgi anlayışıyla hareket ederek din, dil, ırk ayrımı yapmadan tüm insanları kapsayan bir sevgiyle hareket etmiştir. Öğrencileri arasında Müslümanlar, Yahudiler, Hristiyanlar, Rumlar, İranlılar, Araplar, Ermeniler ve Türkler'in bulunması da bu hareketinin en önemli göstergesi olan Mevlana, tüm dinleri bir görerek, dinlerarası ayrılığın Tanrı ile bağdaşmayacağını düşünmüştü. En önemli eserlerinden olan Mesnevi'de insanların çeşitli özelliklerine göre ayrılmalarının anlamsız olduğuna dikkat çeken Mevlana, çekişmelerin ve kavgaların bitmesiyle insanların birleşeceğini ifade etmiştir. Mevlana Celaleddini Rumi, ''Gel ne olursan ol gel. İster tanrı tanımaz, ister ateşe tapar, ister bin kez tövbeni bozmuş ol, bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değil, gel ne olursan ol gel'' diyerek, insanlığa yüzyıllar ışık saçan bu sözleriyle her türlü ayrımı ortadan kaldırarak, insanlık tarihinde ünlü bir düşünür olarak yerini almıştır. 700 yıldan bu yana felsefesi unutulmayan ve kaybolmayan Mevlana'nın görüşleri, Mesneviliğe gönül veren insanlar tarafından da yaşatılmaya çalışılmaktadır.
MEVLANA'NIN HAYATI
Yüzlerce yıldır bıraktığı felsefi mirasla insanlığa yol gösteren Mevlana Celaleddin-i Rumi, 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresindeki Belh şehrinde dünyaya geldi. Mevlana'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden ve ''Bilginlerin Sultanı'' ünvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahaeddin Veled, annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. Siyasi olaylar ve yaklaşan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalan Bahaeddin Veled, 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrılmış ve burdan sonraki ilk durağı Nişabur olmuştur. Nişabur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Feridüddin Attar'ın ilgisini çeken ve takdirlerini kazanan Mevlana'nın ailesi, daha sonra sırasıyla Bağdat'a ve ardından Küfe yolu ile Kabe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğrayan Bahaeddin Veled, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Karaman'a geldi ve Subaşı Emir Musa'nın yaptırdığı medreseye yerleşti. 1222 yılında Karaman'a gelen ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlana, 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlana'nın Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlana, bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlana'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi. Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu devletinin egemenliği altındaydı. Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad, Mevlana'nın babası Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi. Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul ederek, 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile Konya'ya geldi. Sultan Alaeddin onu törenle karşıladı ve ikametgah olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti. Sultanü'l-Ulema, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlana Dergahı'ndaki bugünkü yerine defnedildi.
BABASININ ÖLÜMÜNDEN SONRA MEVLANA
Babasının vasiyeti, Sultanın buyruğu ve müritlerin ısrarlı ricaları sonucu babasının yerine geçen Mevlana, babasının öğrencilerinden Tirmizli Seyhit Burhaneddin Muhakkik tarafından o çağda geçerli olan bütün İslam bilim dallarından imtihan edildi. Gösterdiği başarıdan sonra ''Bilgide eşin yok, gerçekten seçkin bir ersin. Ne var ki baban hal ehli (gönül ve ruh adamı) idi, sen kal ehlisin (söz adamı). Kal'i bırak, onun gibi hal sahibi ol. Buna çalış, ancak o zaman onun gerçek varisi olursun, ancak o zaman güneş gibi alemi aydınlatabilirsin'' uyarısında bulunuldu.Bunun üzerine uyarıyı yapan Burhaneddin Muhakkik Tirmizi'ye 9 yıl boyunca müritlik etti, ''seyr-ü sülük'' denen tarikat eğitiminden geçti. Halep ve Şam medreselerinde öğrenimini tamamladı, dönüşte Konya'da hocası Tirmizi'nin gözetiminde art arda üç kez çile çıkarttı ve riyazete (her tür perhiz) başladı. Mevlana ise o büyük dostluğu başlatan şu yanıtı verir Tebrizli Şems'e: ''Muhammed her gün yetmiş makam aşıyordu. Her makamın yüceliğine vardığında önceki makam ve mertebedeki bilgisinin yetmezliğinden istiğfar ediyordu. Oysa Bayezit ulaştığı makamın yüceliğinde doyuma ulaştı ve kendinden geçti, gücü sınırlıydı. Onun için böyle konuştu.'' Bu sözler karşısında Şems, aradığını bulmanın sevinciyle Mevlana ile kucaklaştı. Kaynaklar, bu buluşmanın olduğu yeri ''Merec-el Bahreyn'' (iki denizin buluştuğu nokta) diye adlandırdı. Bu birliktelik Mevlana'nın yaşamında büyük bir değişime neden olurken, ''Senden başka başım varsa yok olsun. Sensiz yaşarsam varlığımı yak. Kabe'de de sevgilim sensin, kilisede de'', ''Aşkımın ateşleri Arş'ı da geçti, ferşi de. Bu ateş içinde Şemseddin'in yüzünü gizleyemiyorum'' diyen Mevlana, tüm zamanını ve uğraşını Tebrizli Şems'e ayırmıştı. Bu durumun ilerlemesiyle ölüm tehditleri almaya başlayan Şems, bir gece habersizce Konya'yı terk etti (1245). Tebrizli Şems'in gidişinden son derece etkilenen Mevlana'nın bu durumuna üzülen yakınlarının ısrarları sonucu tekrar dönen Şems, yeniden eleştirilere maruz kalınca, ''Bu sefer öyle bir gideceğim ki nerde olduğumu kimse bilmeyecek '' diyerek, 1247 yılında bir gün ortadan kayboldu. AA
112 defa okundu...












İBRAHİM BÜYÜKEKEN
FUAT TÜRKER
HASAN AYHAN
HATİCE DEMİRCİ
EMİNE ŞEYMA YILDIZ










