Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Caner Arabacı ile Türkiye siyaseti üzerine söyleşi gerçekleştirdik. Doç. Dr. Arabacı, konuşmalardaki üslupların insanın kişiliğini ve düşüncelerini ele verdiğini belirterek, siyasilerin kendi üslupları ile seviyelerini ortaya koyduklarını söyledi. Türk siyasetinde Ortadoğu’ya yöneliş olduğun altını çizen Arabacı, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden umduğunu bulamadığı için bu alternatifi geliştirdiğini bildirdi.
***Türk siyasetinde liderlerin üsluplarını nasıl değerlendiriyorsunuz hocam?
-Üsluplar, kişiliği, düşünceyi, kişinin seviyesini yansıtan en önemli mekanizmadır. Siyasilerin açıklamaları, tartışmaları, cevapları bunlardaki üsluplarında aslında düzeylerini sergiler. Siyasetçilerin toplum nezdinde saygıyı korumak için özellikle üsluplarına dikkat etmelidir. Her siyasi aktör az ve çok takipçiye sahiptir. Kitlelerin kendisini takip ettiğini bilir, bu doğrultuda da hareket etmelidir. Siyasi aktörler sosyal barış açısından üsluplarını huzurlu bir toplum oluşturmaya katkıda bulunmaya yönelik olarak ayarlamaları gerekir. Üslupların bu yönde olması doğru olanıdır. Şuan ki siyasi aktörlerin üsluplarına baktığımızda böyle bir durumu görmemekteyiz.
***Üslupları dediğiniz gibi barış ortamına katkı sağlamayacak şekilde olan siyasiler toplumu nasıl etkiler hocam?
-Üslupta öncelikle önemli olan niyettir. Eğer ülkenin gelişimine katkı yapacak, barışı sağlayacak, ülke ekonomisine destekleyecek ve huzurlu bir ortama vesile olacak ya da bunlara katkı sağlayacak niyetinde olan üsluplar normal karşılanabilir. Aslında üsluplarda niyetlerin bu şekilde olması gerekir. Niyetler bölünmeye, sosyal barışa darbe vuracak, ülkenin kötülüğüne yönelik ise kesinlikle toplumun aleyhine gelişir. Bu yönden bakınca şuan ki siyasi aktörlerin bir kısmında saydığımız bu sosyal barışa darbe olacak niyette üslup kullandıklarını söyleyebiliriz. Niyet hayır, akıbet hayır düşüncesini hatırlarda tutarak hareket edilmeli ve iyi yönde olan niyetin iyi sonuçlara dönüşeceğini unutmamalıyız. Daha huzurlu bir toplum isteniyorsa niyetlere ve bu yöndeki üsluplara siyasi aktörlerin dikkat etmeleri gerekir. Liderlerin kendi grubunun oy potansiyelini yükseltmeye çalışması gayet normaldir. Siyasilerin birbirine düşman kamplar yaratmaya çalışması ise ülke adına çok tehlikelidir. Siyasi faaliyetler, projeler topluma hizmet üretme yarışında ve toplumsal kamplaşmalarda bir dayanışmayı ön plana çıkarılması gerekir.
***Hocam Türk siyasetine genel bir bakış ile bakarsak Türk siyasetinde bir değişim var mı?
-Siyasette dahil her şey her aşamada değişime mahkumdur. Değişime direnen sonunda ya değişir ya da yok olur. Değişime karşı koymak imkânsızdır. Değişenler geleceğe yönelik olarak ona uygun projeler geliştiren, kapsayan, kavrayan bir yapının içinde olacaktır. Değişime ayak uydurup ona göre hareket edenler ise muhakkak başarıyı yakalar. Ülke ve dünya şartlarına değişimi zorlayan statükoculuk, gerici bir takıntıdır. Siyasetçiler topluma örnek olarak değişime ve gelişime açık olmaya mecburiyetleri vardır. Değişime uyum sağlayanlar ise halk tarafından görülür. Halk bu değişiminde dışında kalmaz, halk değişime en iyi uyum sağlayanı ve kendine yakın olanı seçer. Tartışmacı, muzip tipler halk tarafından algılanmaktadır. Toplumu bir şey bilmez, anlamaz olarak görmemek gerekir. Toplum her şeyin farkındadır ve her şeyi görür. Bu sebeplerden dolayı siyasetçiler her dönem değişime açık olmalı, devamlı gelişime yönelik çalışmalarda bulunmalı ve bu çerçevede bir siyaset izlenmelidir.
***Peki, Türkiye siyasetinde şuan ki dönem ile önceki dönemi karşılaştırırsak iki dönem arasında hangi farklar ön plana çıkmaktadır?
-Türkiye siyaseti şu dönemlerde adeta vesayet zincirlerini kıran bir çizgiye doğru gidiyor. Siyasetteki engelleri ortadan kaldırmaya yönelik çalışan siyasiler, halk iradesine önem veren bir doğrultuda yol izler. Ancak bu vesayetin kaldırılmaya çalışılmasında ki atılan adımlar yeterli değil. Daha önce ki dönemlerde siyasiler üzerinde vesayet çok fazlaydı. Vesayetin kalkması siyasetçiler için daha edil gen bir siyaset yapmayı ön görüyor. Daha önceleri vesayet altında siyasiler şamar oğlanı bir siyaset üretiyorlardı. Siyaset ve siyasetçi sorunu ülke açısından üst düzeyde önemlidir. Siyasiler ülke açısından önemli yer teşkil ederler ve üzerlerinde hiçbir baskının olmaması gerekir. Bu saygınlık en üst düzeye ulaşmalıdır. Anayasaya girmiş bazı kurumlar siyasetçilerin elini, kolunu bağlıyor. Günümüz döneminde Kaliteli siyasetçi ise bu vesayeti delmeye çalışır ve bu yönde hareket eder, daha özgür siyaset yapabilmek için. Ancak statükocu kesimler ise bu vesayet ile birlik yaparak vesayetin aşılmamasını sağlamaması yönünde çaba sarf ediyor.
***Türkiye’nin Ortadoğu’da etkisi ve rolü nedir, Ortadoğu’ya bakış açısında değişmeler var mı?
-Türkiye 70 yıldır Ortadoğu’ya ve Türk alemine kapılarını kapatmış ve yüzünü ısrarla Avrupa’ya çevirmişti. Türkiye güç Ortadoğu’dan yani kapılarını kapattğı taraftan gelecekti. Ancak yüzünü çevirdiği Avrupa’dan ise tehlike geliyor. Burada yanlış bir tutum vardır. Türkiye’nin kendi coğrafyasına kapılarını açması güç potansiyelini büyütür. Ortadoğu’da daha belirgin bir rol üstlenir. Bu konuda ileri görüşlü çalışmalar ve gelişmeler yaşanıyor. Bu yönde ki çalışmalar ısrarla devam etmelidir. Kendi coğrafyamızdaki ülkeler ile sınır kapılarını açıyoruz, bunun zararları olmaz aksine faydaları çok fazladır. Coğrafyamızdaki ülkeler ile ilişkiler geliştikçe Türkiye daha güçlü bir ülke olacaktır.
***Türk siyasetinin Avrupa Birliğine (AB) bakışı değişti mi?
Türkiye siyaseti Avrupa Birliğine 50 yıllık süreçte dönem dönem farklı önemler veriyordu. Son dönem Avrupa Birliğine statik olarak bağlı olduğumuz görülüyor. Türkiye’yi 47 yıldır kapısında bekleten Avrupa Birliği Türkiye’yi istemeden de olsa doğruya yöneltmiştir. Bu beklemem sonucunda Türkiye kendine alternatifler hazırladı ve kendi çizgisini yakalama yönünde devam ediyor. Kendi coğrafyamızdaki ülkeler ile olan ilişkilerimizi arttırmamız Avrupa Birliğinin istemeden yaptığı bir katkıdır. Türkiye Avrupa’dan önce kendi coğrafyasına yönelmelidir. Çünkü kendisine asıl gücü sağlayacak olan kendi coğrafyasındaki söz sahibi olmasıdır ve diğer ülkeler ile olan iyi ilişkileridir.
***Wikileaks’in ortaya çıkardığı belgeler dünya kamuoyunda bomba etkisi yarattı, bu belgelerin ortayı çıkması Türk ve dünya siyasetini nasıl etkiler?
-Bu tür açık ilişkilerin siyasetin yönünde değişmelere yol açmamalıdır. Belgelerin ortaya çıkarılması dünya ve buna bağlı olarak Türk siyasetini etkilemeye, yönünü değişmeye yöneliktir. Türkiye dış politikada atağında doğru adımlarını ısrarla sürdürüyor. ABD, İsrail ve AB bu durumdan rahatsız oluyor. Zaten ABD, İsrail ve AB Türk siyasetinden memnuniyeti İslam dünyasının aleyhine olur. Bu durumda Amerika, İsrail’in bizden memnun olurlarsa bir sorun var demektir. Türkiye’nin doğru adımlar atması onların memnun olmayacağı bir durumdur.
RÖPORTAJ-Selkan ALASIRT
***Türk siyasetinde liderlerin üsluplarını nasıl değerlendiriyorsunuz hocam?
-Üsluplar, kişiliği, düşünceyi, kişinin seviyesini yansıtan en önemli mekanizmadır. Siyasilerin açıklamaları, tartışmaları, cevapları bunlardaki üsluplarında aslında düzeylerini sergiler. Siyasetçilerin toplum nezdinde saygıyı korumak için özellikle üsluplarına dikkat etmelidir. Her siyasi aktör az ve çok takipçiye sahiptir. Kitlelerin kendisini takip ettiğini bilir, bu doğrultuda da hareket etmelidir. Siyasi aktörler sosyal barış açısından üsluplarını huzurlu bir toplum oluşturmaya katkıda bulunmaya yönelik olarak ayarlamaları gerekir. Üslupların bu yönde olması doğru olanıdır. Şuan ki siyasi aktörlerin üsluplarına baktığımızda böyle bir durumu görmemekteyiz.
***Üslupları dediğiniz gibi barış ortamına katkı sağlamayacak şekilde olan siyasiler toplumu nasıl etkiler hocam?
-Üslupta öncelikle önemli olan niyettir. Eğer ülkenin gelişimine katkı yapacak, barışı sağlayacak, ülke ekonomisine destekleyecek ve huzurlu bir ortama vesile olacak ya da bunlara katkı sağlayacak niyetinde olan üsluplar normal karşılanabilir. Aslında üsluplarda niyetlerin bu şekilde olması gerekir. Niyetler bölünmeye, sosyal barışa darbe vuracak, ülkenin kötülüğüne yönelik ise kesinlikle toplumun aleyhine gelişir. Bu yönden bakınca şuan ki siyasi aktörlerin bir kısmında saydığımız bu sosyal barışa darbe olacak niyette üslup kullandıklarını söyleyebiliriz. Niyet hayır, akıbet hayır düşüncesini hatırlarda tutarak hareket edilmeli ve iyi yönde olan niyetin iyi sonuçlara dönüşeceğini unutmamalıyız. Daha huzurlu bir toplum isteniyorsa niyetlere ve bu yöndeki üsluplara siyasi aktörlerin dikkat etmeleri gerekir. Liderlerin kendi grubunun oy potansiyelini yükseltmeye çalışması gayet normaldir. Siyasilerin birbirine düşman kamplar yaratmaya çalışması ise ülke adına çok tehlikelidir. Siyasi faaliyetler, projeler topluma hizmet üretme yarışında ve toplumsal kamplaşmalarda bir dayanışmayı ön plana çıkarılması gerekir.
***Hocam Türk siyasetine genel bir bakış ile bakarsak Türk siyasetinde bir değişim var mı?
-Siyasette dahil her şey her aşamada değişime mahkumdur. Değişime direnen sonunda ya değişir ya da yok olur. Değişime karşı koymak imkânsızdır. Değişenler geleceğe yönelik olarak ona uygun projeler geliştiren, kapsayan, kavrayan bir yapının içinde olacaktır. Değişime ayak uydurup ona göre hareket edenler ise muhakkak başarıyı yakalar. Ülke ve dünya şartlarına değişimi zorlayan statükoculuk, gerici bir takıntıdır. Siyasetçiler topluma örnek olarak değişime ve gelişime açık olmaya mecburiyetleri vardır. Değişime uyum sağlayanlar ise halk tarafından görülür. Halk bu değişiminde dışında kalmaz, halk değişime en iyi uyum sağlayanı ve kendine yakın olanı seçer. Tartışmacı, muzip tipler halk tarafından algılanmaktadır. Toplumu bir şey bilmez, anlamaz olarak görmemek gerekir. Toplum her şeyin farkındadır ve her şeyi görür. Bu sebeplerden dolayı siyasetçiler her dönem değişime açık olmalı, devamlı gelişime yönelik çalışmalarda bulunmalı ve bu çerçevede bir siyaset izlenmelidir.
***Peki, Türkiye siyasetinde şuan ki dönem ile önceki dönemi karşılaştırırsak iki dönem arasında hangi farklar ön plana çıkmaktadır?
-Türkiye siyaseti şu dönemlerde adeta vesayet zincirlerini kıran bir çizgiye doğru gidiyor. Siyasetteki engelleri ortadan kaldırmaya yönelik çalışan siyasiler, halk iradesine önem veren bir doğrultuda yol izler. Ancak bu vesayetin kaldırılmaya çalışılmasında ki atılan adımlar yeterli değil. Daha önce ki dönemlerde siyasiler üzerinde vesayet çok fazlaydı. Vesayetin kalkması siyasetçiler için daha edil gen bir siyaset yapmayı ön görüyor. Daha önceleri vesayet altında siyasiler şamar oğlanı bir siyaset üretiyorlardı. Siyaset ve siyasetçi sorunu ülke açısından üst düzeyde önemlidir. Siyasiler ülke açısından önemli yer teşkil ederler ve üzerlerinde hiçbir baskının olmaması gerekir. Bu saygınlık en üst düzeye ulaşmalıdır. Anayasaya girmiş bazı kurumlar siyasetçilerin elini, kolunu bağlıyor. Günümüz döneminde Kaliteli siyasetçi ise bu vesayeti delmeye çalışır ve bu yönde hareket eder, daha özgür siyaset yapabilmek için. Ancak statükocu kesimler ise bu vesayet ile birlik yaparak vesayetin aşılmamasını sağlamaması yönünde çaba sarf ediyor.
***Türkiye’nin Ortadoğu’da etkisi ve rolü nedir, Ortadoğu’ya bakış açısında değişmeler var mı?
-Türkiye 70 yıldır Ortadoğu’ya ve Türk alemine kapılarını kapatmış ve yüzünü ısrarla Avrupa’ya çevirmişti. Türkiye güç Ortadoğu’dan yani kapılarını kapattğı taraftan gelecekti. Ancak yüzünü çevirdiği Avrupa’dan ise tehlike geliyor. Burada yanlış bir tutum vardır. Türkiye’nin kendi coğrafyasına kapılarını açması güç potansiyelini büyütür. Ortadoğu’da daha belirgin bir rol üstlenir. Bu konuda ileri görüşlü çalışmalar ve gelişmeler yaşanıyor. Bu yönde ki çalışmalar ısrarla devam etmelidir. Kendi coğrafyamızdaki ülkeler ile sınır kapılarını açıyoruz, bunun zararları olmaz aksine faydaları çok fazladır. Coğrafyamızdaki ülkeler ile ilişkiler geliştikçe Türkiye daha güçlü bir ülke olacaktır.
***Türk siyasetinin Avrupa Birliğine (AB) bakışı değişti mi?
Türkiye siyaseti Avrupa Birliğine 50 yıllık süreçte dönem dönem farklı önemler veriyordu. Son dönem Avrupa Birliğine statik olarak bağlı olduğumuz görülüyor. Türkiye’yi 47 yıldır kapısında bekleten Avrupa Birliği Türkiye’yi istemeden de olsa doğruya yöneltmiştir. Bu beklemem sonucunda Türkiye kendine alternatifler hazırladı ve kendi çizgisini yakalama yönünde devam ediyor. Kendi coğrafyamızdaki ülkeler ile olan ilişkilerimizi arttırmamız Avrupa Birliğinin istemeden yaptığı bir katkıdır. Türkiye Avrupa’dan önce kendi coğrafyasına yönelmelidir. Çünkü kendisine asıl gücü sağlayacak olan kendi coğrafyasındaki söz sahibi olmasıdır ve diğer ülkeler ile olan iyi ilişkileridir.
***Wikileaks’in ortaya çıkardığı belgeler dünya kamuoyunda bomba etkisi yarattı, bu belgelerin ortayı çıkması Türk ve dünya siyasetini nasıl etkiler?
-Bu tür açık ilişkilerin siyasetin yönünde değişmelere yol açmamalıdır. Belgelerin ortaya çıkarılması dünya ve buna bağlı olarak Türk siyasetini etkilemeye, yönünü değişmeye yöneliktir. Türkiye dış politikada atağında doğru adımlarını ısrarla sürdürüyor. ABD, İsrail ve AB bu durumdan rahatsız oluyor. Zaten ABD, İsrail ve AB Türk siyasetinden memnuniyeti İslam dünyasının aleyhine olur. Bu durumda Amerika, İsrail’in bizden memnun olurlarsa bir sorun var demektir. Türkiye’nin doğru adımlar atması onların memnun olmayacağı bir durumdur.
RÖPORTAJ-Selkan ALASIRT
2135 defa okundu...














MURAT GÖRMEN
ŞENAY HOCA
MERVE KOÇ
YASEMİN ESLEM YILMAZ











