banner5

"Türkiye'ye yapılan saldırılarda, Sevr ruhu diriltilmek isteniyor"

- Birinci Dünya Savaşında yenilen Osmanlı Devleti'ni parçalamak amacıyla hazırlanan Sevr Antlaşması, İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 10 Ağustos 1920'de imzalandı, Osmanlı onaylamadığı için yürürlüğe girmedi - Sevr Antlaşması, üzerinden 98 yıl geçmesi ve yürürlüğe girmemesine rağmen tarihçiler, akademisyenler ve araştırmacılar tarafından halen tartışılıyor ve üzerinde konuşuluyor - Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Neşe Özden: - "Günümüzde Türkiye'ye karşı, o dönemin sömürgeci, günümüzün emperyalist devletlerinin tüm saldırılarında Sevr'in bir nevi ruhunu diriltilmek istediklerini söyleyebiliriz." - "Sevr, Lozan gibi başarılı bir barış antlaşması ile tamamen tarihe karışmıştır fakat Sevr kafasında olanlar, Sevr ruhunu diriltmeye çalışanlar politikalarına devam ediyor, değişik aktörlerle güçlerini bu coğrafyada ifa ettirmek istiyorlar"

"Türkiye'ye yapılan saldırılarda, Sevr ruhu diriltilmek isteniyor"

- Birinci Dünya Savaşında yenilen Osmanlı Devleti'ni parçalamak amacıyla hazırlanan Sevr Antlaşması, İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 10 Ağustos 1920'de imzalandı, Osmanlı onaylamadığı için yürürlüğe girmedi - Sevr Antlaşması, üzerinden 98 yıl geçmesi ve yürürlüğe girmemesine rağmen tarihçiler, akademisyenler ve araştırmacılar tarafından halen tartışılıyor ve üzerinde konuşuluyor - Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Neşe Özden: - "Günümüzde Türkiye'ye karşı, o dönemin sömürgeci, günümüzün emperyalist devletlerinin tüm saldırılarında Sevr'in bir nevi ruhunu diriltilmek istediklerini söyleyebiliriz." - "Sevr, Lozan gibi başarılı bir barış antlaşması ile tamamen tarihe karışmıştır fakat Sevr kafasında olanlar, Sevr ruhunu diriltmeye çalışanlar politikalarına devam ediyor, değişik aktörlerle güçlerini bu coğrafyada ifa ettirmek istiyorlar"

10 Ağustos 2018 Cuma 11:11

ANKARA (AA) - YASEMİN KALYONCUOĞLU - Osmanlı Devleti'nin son antlaşması olan Sevr Antlaşması, İstanbul hükümeti ve İtilaf Devletleri arasında Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalandı, Osmanlı Devleti Mebusan Meclisi kapalı olduğu için onaylanmadı ve "ölü" antlaşma olarak tarihe geçti.

Sevr Antlaşması, üzerinden 98 yıl geçmesi ve yürürlüğe girmemesine rağmen tarihçiler, akademisyenler ve araştırmacılar tarafından halen tartışılıyor ve üzerinde konuşuluyor.

Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Neşe Özden, Sevr'in Türk ve dünya tarihi açısından önemini AA muhabirine anlattı.

Özden, milli mücadelenin başarıyla sonuçlanması sonucunda hem Mondros Mütarekesi ve ona bağlı Sevr Barış Antlaşması'nın yok hükmünde olduğunu, milli mücadelenin zafere ulaşarak ve 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması'nın imzalandığını söyledi.

Lozan'ın iki boyutlu olduğunu belirten Özden, hem Birinci Dünya Savaşı'nı itilaf devletleriyle bitiren ve Sevr'in yerine geçen bir barış antlaşması hem de uluslararası tarihte yer yer Türk-Yunan Savaşı olarak da bilinen ve milli mücadeleyi bitiren bir barış antlaşması olarak yer aldığını vurguladı.

- Damat Ferid Vahdettin'i ikna için uğraştı

Sevr'in, Fransa'da Osmanlı Devleti'ni temsil eden bir heyet tarafından imzalandığını fakat onaylanmadığını anımsatan Özden, Sadrazam Damat Ferid Paşa'nın antlaşmanın onaylanması için Padişah Vahdettin'i ikna etmeye çalıştığını ama başaramadığını ve Sevr'in Meclis kapalı olduğu için ne parlamento ne de padişah tarafından onaylanmadığını ifade etti.

Özden, günümüzde Sevr'in ruhunun emperyalist devletlerce hala yaşatılmak istendiğini dile getirerek, şunları söyledi:

"Versay Antlaşması’ndan sonra en uzun antlaşma olan Sevr antlaşması, 433 maddesiyle 'manda' adı verilen ortak dominyon yöntemiyle 'sıra dışı' bir şekilde Osmanlı'nın nasıl parçalandığının, nasıl ince ince yok edildiğinin bir yansımasıdır. Sevr onun için çok önemlidir. Günümüzde Türkiye'ye karşı yönlendirilen, o dönemin sömürgeci, günümüzün emperyalist devletlerinin, tüm saldırılarda Sevr'in bir nevi ruhunu diriltilmek istediklerini söyleyebiliriz."

- "Sevr düşüncesini yeni aktörler canlı tutmaya çalışıyorlar"

Özden, Osmanlı Devleti'nin çok uzun süre üç kıtada hem deniz hem kara egemenliğine sahip olduğunu, emperyalist devletlerin bunu ele geçirmek için "yeni sömürgecilik" adı verilen yöntemlerle, kendilerine bağlı mandalarla bir takım siyasi varlıkları oluşturmaya çalıştıklarının altını çizdi.

İngiltere, Fransa ve İtalya'nın Sevr ile dünyanın kara ve deniz merkezlerine hakim olmayı arzu ettiklerini ama yapamadıklarını anlatan Prof. Neşe Özden, günümüzde Sevr'in şekil değiştirerek diriltilemeye çalışıldığını şu ifadelerle aktardı:

"Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeni bir düzen oluştu. Ne oldu? Savaşlar geldi, çift kutupluluk geldi. Rusya ve Amerika gibi güçler dünya sahnesinde yerini aldı. Onlar kendilerine bağlı bir takım oluşumlar yaratmaya çalıştılar. İsrail'in kurulması sürecinde Amerika büyük rol oynadı. 20. yüzyıldaki İngiltere ve Fransa'nın yerini Rusya ve Amerika aldı. Rusya'nın da sıcak denizlere inme gibi istekleri var. Hatta indiğini de söyleyebiliriz. Kendilerine bağlı Doğu Akdeniz'de Levant ve Anadolu topraklarını bir şekilde parçalamak suretiyle kendilerine bağlı siyasi varlıklar yaratmaya çalıştılar. Nitekim 'Sevr yine mi diriltmeye çalışılıyor?' soruları aklımıza geliyor. Güneydoğu Anadolu'da uzanan ve halen devam eden terörün de bir anlamda bunun bir parçası olduğunu söyleyebiliriz. Bakıyoruz ne PKK ne ASALA Anadolu'da doğmamış. ASALA Lübnan'da kurulmuş, birisinin bittiği yerde diğeri oluşmuş. ASALA bitmiş PKK doğmuş. Oradan Suriye'nin Beka vadisine, oradan da Anadolu topraklarımıza girerek büyük terör operasyonları yaptılar."

Özden, Birinci Dünya Savaşı'nda güney sınırında İngiltere ve Fransa'nın kurduğu mandaların, İkinci Dünya savaşında ise el değiştirdiğini belirterek, "Sevr düşüncesini yeni aktörler canlı tutmaya çalışıyorlar. Yani plan sadece el değiştiriyor." ifadesini kullandı.

Özden, "1943'te Suriye'de Sosyalist Arap hareketi olarak Baas hareketi doğuyor. Kuruculara baktığımızda Rusya karşımıza çıkıyor. Suriye'de başlayan hareket Irak'a, Mısır'a, Yemen'e ilerliyor. Dolayısıyla o coğrafyalarda bir el değişimi, bir aktör değişimi var". dedi.

- Sevr ile yapılamayan terör ile karşımıza çıkıyor

Türkiye'nin güneyinde Irak, Suriye ve Fırat'ın alt kesimlerinde Kürt mandası oluşumu yaratılmak istendiğini ve Sevr'de bunun hayata geçirilemediğini belirten Prof.Dr. Neşe Özden, bugün bunun terör ile paket proje olarak Türkiye'nin karşısına çıktığını söyledi.

Özden, "Sevr devam mı?' ediyor diye sorular karşımıza çıkıyor. Sevr, Lozan gibi başarılı bir barış antlaşması ile tamamen tarihe karışmıştır fakat Sevr kafasında olanlar, Sevr ruhunu diriltmeye çalışanlar politikalarına devam ediyor, değişik aktörlerle güçlerini bu coğrafyada ifa ettirmek istiyorlar. Emperyalistlerin doğasında bu vardır. Her ülke çıkarı peşinde koşar. Biz ona, buna kızmamız yerine bilinçli bir şekilde tedbir almalıyız. Bu noktada tarih bilmenin ve ona sahip çıkmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Günümüzde Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonlarının yapılmasının oluşturulmak istenen Levant Kürt mandasının engellendiğini vurgulayan Özden, böylece Türkiye'nin güney topraklarının koruma altına alındığını da belirtti.

- Sevr, Lozan ile tarihe karıştı

Özden, Sevr'in maddelerinin tutulacak bir yanı olmadığına dikkati çekerek, tamamen Osmanlı Devleti'nin parçalanması ve Anadolu'da Türk varlığının yok edilmesinin istendiğini söyledi.

"Sevr'in içinde bir nevi hınç da var. Atatürk, Lozan için bunu şöyle ifade etmiştir. 'Asırlardır bize karşı yöneltilen bir suistimalin, kötü niyetin yok edilmesidir.' der. Bunu tersten okursak, Sevr, asırlardır bize karşı yöneltilen kötü niyetin bir sonucudur." diye konuşan Özden, Sevr'in Lozan Barış Antlaşmasıyla tamamen tarihe karıştığını sözlerine ekledi.



Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.