banner5

'TTB Kanunu yeniden ele alınıp düzenlenmeli'

Yeni sistemle ilgili hekimler olarak beklentilerini açıklayan Konya Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Seyit Karaca, "Hekimler açısından bir diğer sıkıntılı konu üst birlik yapılanmasıdır. Şarlatanlığın önlenmesi açısından meslek odaları yapılanması ve kanunu yeniden ele alınmalı" dedi 

'TTB Kanunu yeniden ele alınıp düzenlenmeli'

Yeni sistemle ilgili hekimler olarak beklentilerini açıklayan Konya Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Seyit Karaca, "Hekimler açısından bir diğer sıkıntılı konu üst birlik yapılanmasıdır. Şarlatanlığın önlenmesi açısından meslek odaları yapılanması ve kanunu yeniden ele alınmalı" dedi 

13 Temmuz 2018 Cuma 15:00
'TTB Kanunu yeniden ele alınıp düzenlenmeli'

Konya Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Seyit Karaca, Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi ile yeni açıklanan ve göreve başlayan kabine hakkında  görüşlerini kamuoyu ile paylaştı. Dr. Karaca, “24 Haziran seçimleri, vatandaşlarımızın, yüksek katılımı ile son derece demokratik bir şekilde yapıldı ve ülkemiz yeni yönetim sistemi olan Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi ile yönetilmek üzere, vatandaşlarımızın tercihleri neticesinde, Sayın Cumhurbaşkanımızın Başkanlığında kurulan kabine ile yeni bir döneme girdik. Ülkemiz, milletimiz ve insanlık için hayırlı olmasını dileriz. Vatandaşa doğrudan temas eden, sağlık, eğitim, tarım gibi alanlar başta olmak üzere kabine şekillendirilmesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın tercihlerinin, “sistemin hızlı karar verici ve sorunları hızla çözücü” yönüne odaklanıldığının işaretlerini taşımaktadır. Tüm Bakanlarımıza da hayırlı olsun dileklerimizi iletiyoruz. İnsanımıza ve insanlığa hizmet noktasında muvaffakiyetler dileriz" dedi. 

SAĞLIĞA DAİR BAZI DEĞERLENDİRMELER

Karaca, "Bu vesile ile sağlık alanına ilişkin bazı değerlendirmeler yapmak isteriz. Öncelikle 24 Haziran seçimleri öncesinde yayınlanan AK Parti beyannamesinde sağlıkla ilgili önemli hacimde bir kısım, 16 yılda yapılan icraatların zikredildiği bölümdü. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklanan beyanname ile ilgili kısaca değerlendirme yapacak olursak; Ülke için tek çivi çakana bile teşekkür… Öncelikle bu aziz milletin bir ferdi olarak, memleketimiz için bir çivi çakan herkese olduğu gibi bu alanda iyiliklere imza atan en üst kademe siyasetçimizden, tüm bürokratlarımıza kadar herkese teşekkür ediyoruz. Eleştiri veya öneri getirmenin, yapılan güzellikleri görmemek anlamına gelmediğini ifade ediyoruz.

NELER YAPTIK, NELER YAPACAĞIZ BÖLÜMÜ… 

Sağlığa ayrılan bölümü oldukça hacimli görünüyor. Sağlık ile ilgili değerlendirme, 362 sayfalık beyannamenin yaklaşık 15 sayfasında yer bulmuş. Bunun en önemli nedeni elbette 16 yıldır tek başına iktidar olmanın avantajını kullanarak hızla uygulamaya konulan “Sağlıkta Dönüşüm Programının” ortaya çıkardığı icraatlar. Bu hususlar da, “Neler Yaptık” ve “Neler Yapacağız” gibi iki ana başlıkta değerlendirilmiş. Özellikle yapılanlar başlığı altında zikredilen çalışmalar sonrasında, siyaseten de karşılığını bulan “hasta memnuniyeti” oranlarındaki hızlı artış dikkat çekicidir. 

HASTA MEMNUNİYETİNE ODAKLANMAK…

Bu memnuniyet artışı ile ilgili olarak dikkat çekmek istediğimiz husus şudur:

Sağlık hizmeti, fiziki yapı, teknoloji ve ekip ile verilen üç ayaklı bir hizmettir. Elbette bu kalemlerin hepsinde finansman önemli rol oynar. Kamu sağlık kurumları açısından, sabit yatırım olarak ta zikredeceğimiz bina ve teknoloji yatırımları yanısıra, çalışan giderleri konusu genel bütçe ve sağlık kurumlarımızın döner sermayelerinden performans esaslarına göre karşılanmaktadır. Sabit sermaye yatırımları açısından son dönemde geliştirilen farklı bir kaynak modeli kamu-özel ortaklığı olarak özetlenen projelerdir. Bu sayede ilk planda yapılması gereken sabit sermaye yatırımı, çoğunluğu dış kaynakla temin edilmek şartıyla, ortalama 25 yıla yayılacak şekilde kamu için zamana yayılan bir yatırım yükü olarak oluşturulmuştur. Maliyeti bir kenara bırakırsak mantıklı görünmektedir. 

ARTIK, AYNI ZAMANDA ÇALIŞAN MEMNUNİYETİ ZAMANI…

Ama öncelikle bu kurumlarımızı işletecek olan başta hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına ilişkin özlük hakları konusunda ciddi çalışmalara ihtiyaç vardır. Hasta memnuniyeti ilk dönem dönüşüm programının ana hedefiydi ve sağlık çalışanları sayesinde son derece başarılı olarak uygulandı. Bu dönemde hasta memnuniyetinden taviz verilmeksizin çalışan memnuniyetine de odaklanma zamanıdır. Bu kapsamda Cumhurbaşkanımızın bir konuşmasında bazı meslek grupları yanında hemşirelikle ilgili dile getirdiği 3600 ek gösterge konusu, diğer sağlık çalışanları grubuna da aynı oranlarda artış olarak yansıyacak ve hekimlerimiz ile diğer sağlık çalışanları grubu da bundan faydalanacaksa sorun yok, ancak şayet bu olmayacaksa, hizmet zincirinin ilk ve en önemli halkası olan hekimlerimizin özellikle emeklilikte yaşadıkları mağduriyetleri gidermek mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, hekimlerimiz için de, benzer şartlardaki birçok meslekte olduğu gibi, ilave düzenleme ile dengelemeye ihtiyaç vardır. 30 yıl çalışarak 1. dereceden emekli olan bir hekimin almış olduğu 3.000 TL civarında emekli maaşı, hekimin geçmiş emekleri ve sosyal statüsü ile uyumlu değildir.  

HAKEDİŞ SİSTEMİNE DÜZENLEME…

Hekimlerimizin gelirlerinin yarıdan fazlasının doğrudan performansa endekslenmesi çok sağlıklı görünmemektedir. Sistemin tavan puan uygulamaları gibi bazı hususları nedeniyle de özellikle riskli cerrahi branşlar ve vakalarda sıkıntılar oluşabilmektedir. Hasta mağduriyetine de yol açabilecek aynı sıkıntılı durum, üniversitelerimizde eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerini aynı anda vermeye çalışan öğretim üyelerimiz için de geçerlidir. Özet olarak bu konudaki net talebimiz, hangi kalemden olursa olsun, hekimlerimizin halen eline geçen gelirlerinin, mümkünse tamamının değilse de en az %75-80’inin emeklilik özlük haklarına yansıyacak mevzuat düzenlemelerinin yapılmasıdır.

YIPRANMA PAYI KONUSU…

Üç yıldır dillendirilen ve çalışanların memnuniyetini doğrudan etkileyecek bir başka husus “yıpranma payı” konusudur. Bu konunun da bir an önce diğer meslek gruplarına benzer oranlarla çözüme kavuşturulmasını beklemekteyiz. 

SAĞLIKTA ŞİDDET…

Sağlıkta şiddet, münferit te olsa, son dönemde üzücü sonuçlar doğuran olguların ortaya çıktığı bir durumdur. Beyaz Kod, sağlık çalışanlarının nerede çalıştığına bakılmaksızın, şiddete ilişkin mağduriyetlerde “kamu çalışanı” statüsünde değerlendirilerek cezaların artırılarak uygulanması, sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığı durumda süreci başlatmak için polise veya adliyeye gitmek yerine sürecin çalışanın bulunduğu mahalde başlatılması ve adli süreçlerde vekil olduğu takdirde sağlık çalışanının fazla deşifre olmaması gibi diğer mesleklere göre ayrışan cezai ve hukuki düzenlemeler olsa da, hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımız özellikle riskli hastalara yaklaşırken düşünceli, sıkıntılı ve endişeli süreçler yaşamaktadır. Bu konuda kısa, orta ve uzun vadeli plan ve programlar yapılmalıdır. Kısa ve orta vadede atılacak adımlar içerisinde, mevcut düzenlemelere ilave olarak, tutuklama ile ilgili şartların ağırlaştırılması ve hüküm esnasında da cezaların daha caydırıcı olması, hastanelerin güvenlik sistemlerinin daha da geliştirilmesi ilk aşamada yapılması gerekenlerdir. Uzun vadede, ancak şimdiden başlayarak,ilkokullardan itibaren “değerler eğitimine” ağırlık vererek çocuklarımıza her alanda olduğu gibi “sağlık alanında” da kendisine hizmet eden herkese “vefa ve minnet” duymayı öğretmemiz lazım. Bu alanda ülke olarak en önemli sorunumuz “defansif tıp” gelişimidir. YÖK tarafından yayınlanan 2017 TUS Sonuçları Değerlendirme Raporunun sonuçları bu çarpıcı sonuca dikkat çekmektedir.

ÖZEL SAĞLIK ALANINDA YAPILMASI GEREKENLER…

Sağlık sistemine bu dönemde entegre edilen özel sağlık hizmet sunucuları son dönemde büyük gelişim göstermiştir. Kamu sigortacılığı (SGK) ile de entegre olarak hizmet vermeye başlayan kurumlar hem yatırım yaparak büyümüş hem de ciddi istihdam alanı oluşturmuşlardır. SGK sayesinde de geçmişte önemli oranda kayıtdışı olan sektör, tamama yakın kayıt altına girmiştir. Kamu gelirleri açısından da sektör önemlidir. Ancak, son 15 yıldır, SGK tarafından hizmet kalemlerine ödenen bedel olan fiyatlara (SUT fiyatları) zam yapılmamış, sektörün geliri enflasyon, her yıl artan rutin cari giderler, donanım girdilerinde hakim para birim olan dövizdeki artış karşısında her yıl erimiş ve “sürdürülebilir” olmaktan gittikçe uzaklaşmıştır. Acilen düzenleme yapılmalıdır. Bu nedenle mağdur olan işletmeler, zincirleme olarak başta hekimler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarını istemeden de olsa mağdur etmektedirler.

PPP MODELİ İLE İNŞA EDİLEN ŞEHİR HASTANELERİ…

PPP modeli ile inşaa edilen şehir hastaneleri, çok iyi bir planlama ile işletilmeli, atıl kamu hasta yatağı oluşmaması ve verimli çalıştırma gibi hususlar gözetilerek her açıdan kaliteli  bir sağlık hizmeti sunumu sağlanmalıdır. Aksi takdirde, hem dövize endeksli finansman modellemesi hem de SUT fiyatlarının düşüklüğü gibi nedenlerle kamu kaynaklarına yük haline gelebilir endişesi taşımaktayız.

AİLE HEKİMLİĞİ SİSTEMİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ…

Ülkemizde uygulanmaya başlanan ve sağlık çalışanlarının büyük fedakarlıklarıyla başarılı bir şekilde yürütülmekte olan aile hekimliği sistemimizin güçlendirilmesi ve “koruyucu ve önleyici” tıbba ağırlık verilmesi gerekmektedir. Ana rahmine düştüğü andan itibaren aile hekimliği sistemimizin ilgi alanına giren çocuklarımızın, bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik, orta yaş, ileri yaş dönemlerinde her zaman yanlarında olması gereken bu birimimizde görev yapan arkadaşlarımızın memnuniyeti de önemsenmelidir. Korumak ve önlemek zaman alan ve çok çalışma gerektiren bir süreçtir. Ama oluştuktan sonra tedavi etmek kat kat fazla imkan ve emek kaybına yol açan bir yöntemdir. Bu konuda aile hekimliği sistemimizin önemli rolü vardır. Doğumda beklenen yaşta meydana gelen artışlar sayesinde “yaşlanan nüfusumuz” nedeniyle artacak olan kronik hastalıklar yükünün yönetilmesi açısından da aile hekimliği sistemimiz geliştirilmelidir.

TTB MEVZUATININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI…

Hekimler açısından bir diğer sıkıntılı konu üst birlik yapılanmasıdır. Bunun en önemli nedeni de, eski tarihli, günümüzün ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak TTB Kanunu ve özellikle 1980 askerî darbesi dönemleri gibi sıkıntılı dönemlerde yapılan düzenlemelerdir. Kayıt sistemi, denetleme başta olmak üzere bu alanda önemli boşluklar mevcuttur. Mesleğe atılan meslektaşlarımızın hangi alanda çalışırsa çalışsın üye olmasının yeniden sağlanması gerekir. Yer değişikliklerinde de odaların ve üst birliğin kayıtları güncel takip etmesi zorunludur. Özellikle şarlatanlığın önlenmesi açısından meslek odasının önemi büyüktür. Onur kurulları vasıtasıyla, yanlış yapanların meslekten mene kadar varan süreçleri odalar marifetiyle başlamış olmaktadır. Bu nedenle, meslek odaları yapılanması ve kanunu yeniden ele alınmalı, sadece mesleğin sorunlarının takip edildiği ve bu alana ilişkin politika üretilen kurumlar haline getirilmelidir.” 

Konya Tabip Odası Başkanı Dr.Seyit Karaca son söz olarak, “Yeni oluşan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile sorunların bürokrasiden arındırılarak hızla çözüleceğine olan inancımızı tekrarlıyor, kamuoyuna saygılarımızı sunuyorum” dedi. 

HABER MERKEZİ 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.