Günlük hayatında Türkiye İnsanı ne yapıyor diye sorarsanız; dizi izliyor derim! Dizilerin reyting rekorlarına bakarsak ya da dizilerin izleyici kitlesini hiç kaybetmeden, yıllarca devam etmesini göze alırsak bu sonucu çıkarmak hiçte zor olmasa gerek.
Diziler hayatımızın ayrılmaz birer parçası olmuş durumda. Dizilerle yatıp, dizilerle kalkar olmuşuz. Evlerimizde hangi diziyi izleyeceğimiz konusunda aile bireylerimizle sıkı tartışmalara giriyoruz. Günlük hayatımıza öyle yerleştirmişiz ki bu dizileri; dizilerdeki karakterlerin olaylara bakış açılarıyla hareket ediyor, onları örnek alıyoruz. Özellikle çocuklar bu karakterleri örnek alarak toplumumuz açısından kötü sonuçlar doğurabiliyor. Bu konuyla ilgili alınması gereken tedbirler doğrultusunda bilim insanlarının birçok açıklaması var. Bunlar insanlarımız için yeterli görülmedi ki “Akıllı İşaretler” sistemi RTÜK tarafından getirildi ancak çocuklarımızı korumaya bunlar da yetmiyor. Sokaklarda kendini mafya lideri ya da kahraman delikanlı sanan, dizilerdeki zengin tiplemelere özenerek onlar gibi olmak için kötü yollara başvuran bir sürü çocuk ve gençlerimiz var. Bu durum dizi sektörünün gelişmesiyle de gittikçe kötüye gidiyor. Dizileri öyle benimsemişiz ki daha oradaki tiplemelerin karakter çözümlerini dahi yapamazken, gerçek hayatta o tarz şeylerin olmasının neredeyse imkânsız olduğunu, yalnızca senaristlerin hayal ürünlerinin olduğunu unutarak oradaki hayatları yaşamaya çalışıyoruz. Çok değil yalnızca bir on yıl öncesine kadar uzanırsak, insanlar evlerinde akrabalarıyla ve arkadaşlarıyla toplanarak saatlerce sohbet eder, insanlar bu yolla sosyalleşirdi. Şimdilerde ise dizileri izlemek için toplanıyorlar. İngilizlerin “Aptal Kutusu” diye isimlendirdiği bu televizyonlara kendimizi bu kadar bağlarsak olacağı buydu. Televizyon ve dizilerdeki tamamen batı özentisi insanları takip ederek ve izleyerek, hem geleneksel Türk toplum yapısından uzaklaşıyoruz, hem de özümüzü kaybediyoruz. Giderek kimliksizleşen bireyler haline geliyor, geleceğin mirasları çocuklarımızı da kendi manevi değerlerimizden uzak büyütüyoruz. Televizyonun yalnızca bir kitle iletişim aracı olduğunu unutarak, elimizden geldiğince eğlence amaçlı kullanıyoruz. Oysa ki kullanmayı bildiğimiz takdirde birçok faydası var. Eğlence ve magazin programlarına verdiğimiz değeri eğitici programlarına vermiyoruz. Oturup saatlerce dizi izlemektense belgesel mahiyetindeki programları ya da eğitici filmleri izlemiyor, izlettirmiyoruz. Kısacası bu Aptal Kutusu hepimizin beyinlerini uyuşturmakta oldukça başarılı oluyor.
Dizilerde genelde zengin kesim ile fakir halkın karşılaştırılmaları verilerek, insanımıza kötü anlamda psikolojik baskılar yapılıyor ve bu yolla insanlar televizyonlara bağlanarak aptallaştırılıyor. Tüm bunları medya patronları, kanal sahipleri ve dizi sektöründe olanların ticari menfaat uğruna yaptığını göz ardı etmeyelim. Oturup saatlerce dizi izleyerek beynimizi uyuşturmaktansa kendimiz ve çevremiz açısından daha olumlu işler yapmaya çalışalım. Ve unutmayalım ki saatlerce dizi izleyerek yalnızca boşa vakit harcamıyor, aynı zamanda dizi sektöründeki insanların zenginliklerine zenginlik katıyoruz.
Diziler hayatımızın ayrılmaz birer parçası olmuş durumda. Dizilerle yatıp, dizilerle kalkar olmuşuz. Evlerimizde hangi diziyi izleyeceğimiz konusunda aile bireylerimizle sıkı tartışmalara giriyoruz. Günlük hayatımıza öyle yerleştirmişiz ki bu dizileri; dizilerdeki karakterlerin olaylara bakış açılarıyla hareket ediyor, onları örnek alıyoruz. Özellikle çocuklar bu karakterleri örnek alarak toplumumuz açısından kötü sonuçlar doğurabiliyor. Bu konuyla ilgili alınması gereken tedbirler doğrultusunda bilim insanlarının birçok açıklaması var. Bunlar insanlarımız için yeterli görülmedi ki “Akıllı İşaretler” sistemi RTÜK tarafından getirildi ancak çocuklarımızı korumaya bunlar da yetmiyor. Sokaklarda kendini mafya lideri ya da kahraman delikanlı sanan, dizilerdeki zengin tiplemelere özenerek onlar gibi olmak için kötü yollara başvuran bir sürü çocuk ve gençlerimiz var. Bu durum dizi sektörünün gelişmesiyle de gittikçe kötüye gidiyor. Dizileri öyle benimsemişiz ki daha oradaki tiplemelerin karakter çözümlerini dahi yapamazken, gerçek hayatta o tarz şeylerin olmasının neredeyse imkânsız olduğunu, yalnızca senaristlerin hayal ürünlerinin olduğunu unutarak oradaki hayatları yaşamaya çalışıyoruz. Çok değil yalnızca bir on yıl öncesine kadar uzanırsak, insanlar evlerinde akrabalarıyla ve arkadaşlarıyla toplanarak saatlerce sohbet eder, insanlar bu yolla sosyalleşirdi. Şimdilerde ise dizileri izlemek için toplanıyorlar. İngilizlerin “Aptal Kutusu” diye isimlendirdiği bu televizyonlara kendimizi bu kadar bağlarsak olacağı buydu. Televizyon ve dizilerdeki tamamen batı özentisi insanları takip ederek ve izleyerek, hem geleneksel Türk toplum yapısından uzaklaşıyoruz, hem de özümüzü kaybediyoruz. Giderek kimliksizleşen bireyler haline geliyor, geleceğin mirasları çocuklarımızı da kendi manevi değerlerimizden uzak büyütüyoruz. Televizyonun yalnızca bir kitle iletişim aracı olduğunu unutarak, elimizden geldiğince eğlence amaçlı kullanıyoruz. Oysa ki kullanmayı bildiğimiz takdirde birçok faydası var. Eğlence ve magazin programlarına verdiğimiz değeri eğitici programlarına vermiyoruz. Oturup saatlerce dizi izlemektense belgesel mahiyetindeki programları ya da eğitici filmleri izlemiyor, izlettirmiyoruz. Kısacası bu Aptal Kutusu hepimizin beyinlerini uyuşturmakta oldukça başarılı oluyor.
Dizilerde genelde zengin kesim ile fakir halkın karşılaştırılmaları verilerek, insanımıza kötü anlamda psikolojik baskılar yapılıyor ve bu yolla insanlar televizyonlara bağlanarak aptallaştırılıyor. Tüm bunları medya patronları, kanal sahipleri ve dizi sektöründe olanların ticari menfaat uğruna yaptığını göz ardı etmeyelim. Oturup saatlerce dizi izleyerek beynimizi uyuşturmaktansa kendimiz ve çevremiz açısından daha olumlu işler yapmaya çalışalım. Ve unutmayalım ki saatlerce dizi izleyerek yalnızca boşa vakit harcamıyor, aynı zamanda dizi sektöründeki insanların zenginliklerine zenginlik katıyoruz.
217 defa okundu...









MURAT GÖRMEN
ŞENAY HOCA
MERVE KOÇ
YASEMİN ESLEM YILMAZ











