Konya’ya herhangi bir üst düzey bürokrat geldiğinde bizim yerel yöneticilerin ağızlarında bir “marka şehir olduk” lafı dolaşıp duruyor… Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın Konya ziyaretinde de yerel bürokratlarımız çıktılar, “Konya şöyle büyüyor, her alanda marka şehir oluyor, marka şehir olduk” nutuklarını attılar. Bu sözleri Bakan’a Konya’ya güzel hizmetler yaptıklarını belli etmek için mi yoksa gerçekten böyle olduğuna inandıkları için mi söylüyorlar bilmiyorum. Bildiğim tek şey ise Konya’nın marka şehir olmadığı böyle giderse de olamayacağıdır… Sayın Vali Aydın Nezih Doğan, Konya’yı Türkiye’nin marka şehri yaptıklarını ve dünyada marka şehir olması içinde idealist yerel yöneticiler ile çalıştıklarını belirtti… Vali’nin sözlerine herkes gibi ben de şaşırdım. Öncelikle Vali Doğan, Konya’ya yeni gelmedi, birkaç yıldır burada… Şehrin başarılarını ve başarısızlıklarını yakından biliyor… Buna rağmen “Konya Türkiye’de marka şehir” oldu sözünü gururlanarak söyleyebiliyor. Bu sözün vereceğim örneklerle birlikte yanlış olduğunu ortaya koyacağım. Bir öz eleştiri yapmam gerekirse bazen düşünüyorum, “gerçekten marka şehir miyiz” diye ancak biraz Konya’yı gözlemlediğimde bu düşüncemden vazgeçiyorum.
İşte marka şehir olmadığımızın ispatı:
* Son yağışlarla birlikte kaldırımlar dökülmeye başladı ve yayalar için kaldırımda yürümek çileye dönüştü. Yayaların üstleri başları çamur içinde kaldı. Böylece ‘Avrupa şehri Konya, dünya şehri Konya’ gibi sloganları şehrin her köşesine yerleştiren Büyükşehir Belediyesi’nin makyajının döküldüğünü herkes gördü. Sürekli çeşitli kurumlardan ‘yılın belediyesi ödülü’ alan Büyükşehir Belediyesi, kaldırım çalışmalarında ise sınıfta kaldı…
* Kar yağışlarıyla birlikte belediyeler sınıfta kaldı. Yoğun kara karşı mücadele edilemeyince çileyi yine vatandaşlar yaşadı…
* Geçtiğimiz gün yaşanan tipi dolayısıyla toplu taşıma seferleri aksadı. Sabah rayların üzeri temizlenmediği ve hatlarda arıza oluştuğu için tramvay seferleri geç başladı…
* Çevremizdeki birçok ile raylı sistemlerini yinelemesine rağmen Konyalılar olarak halen 21. yüzyılda Almanya’da müzede saklanan 1954 model tramvayları kullanıyoruz…
* Şehrin her yerini duvar gibi gerekli gereksiz billboardlar (Reklam Tabelası) sardı. Kaldırımlar billboard işgaline uğradı…
* Trafiği rahatlamak için yayalar düşünülmeden yapılan köprülü kavşaklar, adeta ölüm kavşaklarına dönüştü…
* Sosyal alanlar yapmak yerine boş bulunan arsalara gökdelenler dikilmeye başladı. Her halde gökdelen dikmek marka şehir olmanın gereği, ya değilse niye yüksek bina yapsınlar…!
* Birçok bölgeye toplu taşıma yetersiz veriliyor… Meram TOKİ’de kalanlar ile Beyhekim Devlet Hastanesi’ne gidenler toplu taşıma çilesini çekmeye devam ediyor.
* Konya doğalgaza geçmesine rağmen yoğun hava kirliliğini yaşamaya devam ediyor. Bürokratlarımızın bir yıl öncesinden hazırlıklarına başladığı Mevlana Törenlerinde yaşanan hava kirliliği marka şehir olduğumuzu dünyaya gösterdi…!
Daha onlarca olumsuzluğu sayabiliriz ama bunlar bile daha markalaşmadığımızı göstermeye yetmektedir. Marka şehir olmak insanların hiçbir olumsuzluğa uğramadan şehrinde yaşayabilmesidir. “İnsanlar neden Konya’da yaşamak, Konya’ya taşınmak, Konya’yı ziyaret etmek, Konya’ya yatırım yapmak, Konya’da bir iş kurmak veya işini genişletmek ister?” sorularına en iyi şekilde cevap verildiğimiz zaman marka şehirizdir… Bugün marka şehir denilince akla İstanbul, İzmir, Ankara gelmektedir… Dünya’nın neresine giderseniz gidin Türkiye denilince yabancılardan ilk gelen cevap İstanbul’dur. Kendilerine Konya sorulduğunda ise alınan cevap Mevlana’dır. Yani yabancılar Konya’yı marka şehir olduğu için değil Mevlana’dan dolayı biliyor… (İyi ki Mevlana Konya’ya gelmiş yoksa işimiz gerçekten zormuş!) Onun için Sayın Vali, biraz öz eleştiri yapıp gerçeklerden bahsedelim. Marka şehir olamamak utanılacak bir şey değil öyle olsa Türkiye’de onlarca il lağvedilir. Ama marka şehir olmakta imkânsız değildir. Vatandaşların güvenden emin olduğu, sorunsuz bir şekilde hayatını devam ettirdiği, estetik açısından göze hitap ettiği, sanatsal aktivitelerin arttığı, arabaların kaldırımlara park etmediği, yayaların tökezlemeden kaldırımda yürüdüğü, lağımların kokmadığı, yeşil alanların arttığı ve yol kenarlarına park yapılmadığı, toplu taşımanın iyileştirildiği, ışıksız trafik uğruna şehir içinde yayaların ölmediği, hastaların kamyon kasasında taşınmadığı, sokaklarda gece 12’ye kadar davullu zurnalı düğünlerin yapılmadığı… Bir şehir oluşturduğumuz zaman marka şehir oluruz ve “marka şehir olduk” sözünü söyleyenleri de ayakta alkışlarız…
İşte marka şehir olmadığımızın ispatı:
* Son yağışlarla birlikte kaldırımlar dökülmeye başladı ve yayalar için kaldırımda yürümek çileye dönüştü. Yayaların üstleri başları çamur içinde kaldı. Böylece ‘Avrupa şehri Konya, dünya şehri Konya’ gibi sloganları şehrin her köşesine yerleştiren Büyükşehir Belediyesi’nin makyajının döküldüğünü herkes gördü. Sürekli çeşitli kurumlardan ‘yılın belediyesi ödülü’ alan Büyükşehir Belediyesi, kaldırım çalışmalarında ise sınıfta kaldı…
* Kar yağışlarıyla birlikte belediyeler sınıfta kaldı. Yoğun kara karşı mücadele edilemeyince çileyi yine vatandaşlar yaşadı…
* Geçtiğimiz gün yaşanan tipi dolayısıyla toplu taşıma seferleri aksadı. Sabah rayların üzeri temizlenmediği ve hatlarda arıza oluştuğu için tramvay seferleri geç başladı…
* Çevremizdeki birçok ile raylı sistemlerini yinelemesine rağmen Konyalılar olarak halen 21. yüzyılda Almanya’da müzede saklanan 1954 model tramvayları kullanıyoruz…
* Şehrin her yerini duvar gibi gerekli gereksiz billboardlar (Reklam Tabelası) sardı. Kaldırımlar billboard işgaline uğradı…
* Trafiği rahatlamak için yayalar düşünülmeden yapılan köprülü kavşaklar, adeta ölüm kavşaklarına dönüştü…
* Sosyal alanlar yapmak yerine boş bulunan arsalara gökdelenler dikilmeye başladı. Her halde gökdelen dikmek marka şehir olmanın gereği, ya değilse niye yüksek bina yapsınlar…!
* Birçok bölgeye toplu taşıma yetersiz veriliyor… Meram TOKİ’de kalanlar ile Beyhekim Devlet Hastanesi’ne gidenler toplu taşıma çilesini çekmeye devam ediyor.
* Konya doğalgaza geçmesine rağmen yoğun hava kirliliğini yaşamaya devam ediyor. Bürokratlarımızın bir yıl öncesinden hazırlıklarına başladığı Mevlana Törenlerinde yaşanan hava kirliliği marka şehir olduğumuzu dünyaya gösterdi…!
Daha onlarca olumsuzluğu sayabiliriz ama bunlar bile daha markalaşmadığımızı göstermeye yetmektedir. Marka şehir olmak insanların hiçbir olumsuzluğa uğramadan şehrinde yaşayabilmesidir. “İnsanlar neden Konya’da yaşamak, Konya’ya taşınmak, Konya’yı ziyaret etmek, Konya’ya yatırım yapmak, Konya’da bir iş kurmak veya işini genişletmek ister?” sorularına en iyi şekilde cevap verildiğimiz zaman marka şehirizdir… Bugün marka şehir denilince akla İstanbul, İzmir, Ankara gelmektedir… Dünya’nın neresine giderseniz gidin Türkiye denilince yabancılardan ilk gelen cevap İstanbul’dur. Kendilerine Konya sorulduğunda ise alınan cevap Mevlana’dır. Yani yabancılar Konya’yı marka şehir olduğu için değil Mevlana’dan dolayı biliyor… (İyi ki Mevlana Konya’ya gelmiş yoksa işimiz gerçekten zormuş!) Onun için Sayın Vali, biraz öz eleştiri yapıp gerçeklerden bahsedelim. Marka şehir olamamak utanılacak bir şey değil öyle olsa Türkiye’de onlarca il lağvedilir. Ama marka şehir olmakta imkânsız değildir. Vatandaşların güvenden emin olduğu, sorunsuz bir şekilde hayatını devam ettirdiği, estetik açısından göze hitap ettiği, sanatsal aktivitelerin arttığı, arabaların kaldırımlara park etmediği, yayaların tökezlemeden kaldırımda yürüdüğü, lağımların kokmadığı, yeşil alanların arttığı ve yol kenarlarına park yapılmadığı, toplu taşımanın iyileştirildiği, ışıksız trafik uğruna şehir içinde yayaların ölmediği, hastaların kamyon kasasında taşınmadığı, sokaklarda gece 12’ye kadar davullu zurnalı düğünlerin yapılmadığı… Bir şehir oluşturduğumuz zaman marka şehir oluruz ve “marka şehir olduk” sözünü söyleyenleri de ayakta alkışlarız…
317 defa okundu...









MURAT GÖRMEN
ŞENAY HOCA
MERVE KOÇ
YASEMİN ESLEM YILMAZ











